Özgür Uygun 17 yıl hapse mahkum edilmiş bir tutuklu. Bu genç adam bulabildiğim kadarıyla darp, polise mukavemet ve ağır ceza hakimliğine hakaret suçlarından hüküm giymiş. Daha fazla ayrıntı pek verilmemiş. Özgür Uygun hapiste beş yıl geçirdikten sonra bir gün merdiven boşluğuna düşmüş. Olayın nasıl olduğu ile ilgili net bir şey yok. Cezaevi yönetiminin raporu intihar ettiği yönünde. Özgür’ün ailesi ise kavga ettiği mahkumlar tarafından merdiven boşluğuna atıldığı söylüyor. Hangisinin doğru olduğunu bilmiyoruz, zaten bir önemi de yok. Özgür Uygun bu düşüş sonucunda iki beyin ameliyatı ve komada 4 ay geçiriyor. Daha sonra bilinci açılıyor ancak felç geçirdiği için nefes almak dışında başka bir şey yapamaz hale geliyor.
Özgür bilinci açıldıktan sonra felçli bir şekilde tekrar ceza evine gönderiliyor. Ailesi, Özgür’ün felçli bir şekilde hapishaneye gönderilmemesi için başvuru yapıyor. Tek istedikleri, kendi kendine bakamayan bu “hastanın” cezasının iyileşene kadar ertelenmesi. Ancak cevap “hayır” oluyor ve Özgür kendi başına en temel ihtiyaçlarını bile gideremiyorken tekrar hapislere dönüyor. Ailesi ne yapsa çözüm bulamıyor. Başka çözüm bulamayınca üç kardeşin en küçüğü olan Özgür’e bakıcılık görevi ortanca kardeşe düşüyor. Soner Uygun, ceza evine başvurarak kardeşine bakabilmek için hapse giriyor ve orada yaşamaya başlıyor. Kardeşine yemek yediriyor, altını değiştiriyor. Soner hapishanede diğer mahkumlar gibi yaşıyor. Girip çıkma özgürlüğü yok. İki çocuğu ve karısını görmek için ziyaret saatlerini bekliyor. Soner’in hiçbir suçu yok. Sadece devletin mutlak iradesinde olan bir alanda yaşayan kardeşini hayatta tutabilmek için özgürlüğünü feda ediyor.
Haberi bir arkadaşımdan ilk duyduğumda yaşadığım şaşkınlığı sanırım sizler de yaşıyorsunuz. 17 yıl ceza, hapishanede şüpheli bir düşüş, dört ay koma, felçli bir şekilde hayata dönüş ve ceza evine geri dönüş. Bu tarz haberlerde çok fazla duygulara oynanmasını sevmem. Dolayısıyla elimden geldiğince basit bir şekilde anlatmaya çalıştım.
Adalette, ceza mekanizmasında ve bürokrasideki sorunların birleşmesiyle yatalak bir mahkum ve ona bakmak için ailesini bırakıp hapse giren bir kardeş elde ediliyor. Burada sizlere Türkiye’deki adaletin gözlerinin kör olmamasından bahsedebilirim. Şu anda hepinizin aklından geçen onlarca isim ile kıyaslayarak olaydaki çarpıklığı yansıtabilirim. Sorumluların kimler olduğundan, daha da doğrusu “ne” olduğundan bahsedebilirim.
Ancak bu defa bunların hiçbirini yapmayacağım. Tek istediğim zihninizde bir ünlem işareti oluşması. Bu ülkede adalete kimin ihtiyacı olursa olsun vicdanınızın sızlaması. Kişilere kalıplarla, ideolojilerle değil de insanlık gözüyle bakabilmeniz. Herkesin, hepimizin adalete ihtiyacı var. Adalet de ne devletlerle, ne mahkemelerle sağlanır. Sadece insanların, kime olursa olsun haksızlıklara karşı çıkmasıyla sağlanır.



















