- Alp bey öncelikle bu yoğun dönemde vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Bugün burada sizi dinlememize ön ayak olan “Kampüs’te Caz” projesine nasıl dahil oldunuz?
Teklif AkbankSanat’tan geldi. Akbank Caz Festivali kapsamındaki “Kampüs’te Caz” organizasyonu ilk defa 2009 yılında yapıldı. O dönemde İlhan Erşahin’le İstanbul’daki kampüsler gezildi. Projenin 2011 ayağında ise kapsam biraz daha genişletilerek 9 üniversitede konser vermek üzere bir turne teklifiyle bizim de yer almamızı istediler. Biz de seve seve kabul ettik böyle bir projenin içinde yer almayı.
- İlk solo albümünüz “Yazısız” adıyla Şubat ayında dinleyiciyle buluştu. Sizi solo albüm yapmaya yönelten oluşum sürecinden ve albümün hikayesinden bahsedebilir misiniz?
Müzik hayatım içinde besteler zamanla birikti, bende bu besteleri dinleyiciyle paylaşmak istedim aslında. Uzun zamandır yazmış olduğum parçaları zamana yayarak, çünkü o dönemde Londra’da yaşıyordum, kaydetmeye başladım. Türkiye’ye geldiğimde ben, Genco Arı, Turgut Alp Bekoğlu’ndan oluşan bir trioyla yürütüyorduk albüm çalışmalarını. Daha sonra ise misafirleri yavaş yavaş dahil etmeye başladık. Erkan Oğur, Erik Truffaz gibi isimler. Ve uzun zamanda kaydedilen ama esasında stüdyoda kısa zaman geçirilmiş olan bir albüm oldu. Çünkü herkesin boş zamanını yakalamak çok zor oluyordu ben yurtdışından gelip gittiğim için. Sonunda bu şekilde tamamlamış olduk albümü.
-Albümün adı olan “Yazısız”ın özel bir hikayesi olduğunu düşünüyorum. Bunu bizimle paylaşır mısınız?
Çocukluğumda amcamın mizah dergisi koleksiyonuyla içli dışlıydım. Bunlardan biri olan “Akbaba” dergisinde herhangi bir diyalogun yeralmadığı karikatürlerin altında “Yazısız” ibaresi bulunurdu. Yazı olmadan çizgilerle kendini anlatan karikatürler hep dikkatimi çekmiştir. Orada karikatür sanatçılarının yaptığı gibi bir açıklamaya gerek duymaksızın sesin buna yettiği, müziğin kendini anlatabildiği bir müzikte kendimi görmekti amacım.
- Albümde konuk müzisyen olarak yer alan, sizin de “el ve ruh verenler” olarak belirttiğiniz Erkan Oğur, Akın Eldes, Erik Truffaz gibi pek çok önemli isim göze çarpıyor. Bu isimlerin albüme dahil olma süreçleri nasıl oldu?
Zaten hepsi zaman içinde bir şekilde yollarımızın kesiştiği, beraber çalışmış olduğumuz müzisyenler. Albüm fikri ortaya çıktığında onlarında yer almalarını istedim, hiçbiri naz yapmadan kabul ettiler, sağolsunlar. Her birinin albüme çok büyük katkıları oldu.
- Bu noktada biraz bencillik yapıp albümün en sevdiğim parçası olan “Burada Yaralı Biri Var”a bir parantez açmak istiyorum. Nedir bu parçanın hikayesi?
Benim gözümde insan başka bir insanı öldüremez, öldürmemeli. Birbirini öldüren insanların artık olmadığı bir dünya özlemi içinde yazılmış bir şarkı. Savaşın olmadığı bir dünya için yazılmış bir şarkı. Zaman içinde kaybettiğim dostlarım, arkadaşlarım için çaldığımız oluyor. Bu gece bu parçayı Van’daki insanlar için çalacağız. Onun dışında bu müzik üstüne fazla konuşulmamalı diye düşünüyorum. Herkes ne hissediyorsa biraz da o’dur çünkü.
- Bugüne kadar tarz olarak çok geniş bir yelpazede müzisyenlerle çalıştınız. Müzikal yeteneğinizden kuşkumuz yok ama çeşitli isimlerle yapılmış bunca mesaiden sonra Yazısız’ı ulaştığınız müzikal doygunluğun bir sonucu olarak nitelendirebilir miyiz?
Doygunluk diyemem ama bu sadece bir günlük gibi düşünülebilir. Belli bir süre içinde çıkan müziklerin seyirciyle paylaşımı. Yoksa hadi oldu şeklinde bir düşünceyle çalışmalara başlamamıştım.
- Müzik ve müziğin icra edildiği yer arasında çok kuvvetli bir bağ olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar ki sanat hayatınızda bu bağı derinden hissettiğiniz ya da hissedeceğinize inandığınız bir yer-mekan var mı?
Ses düzeni ve mekanın akustiği seyircinin ilgisi ve coşkusuyla birleşince herhangi bir mekan dünyanın en donanımlı konser salonundan daha konforlu ve müzik yapmaya elverişli bir hale gelebiliyor. O yüzden özel isimler verme taraftarı değilim bu konuda. İyi ses sistemi, iyi akustik, iyi çalışanlar ve iyi seyircinin bir arada olduğu bir mekanda çalarken gerçekten çok mutlu hissederim kendimi. Sanıyorum bu her müzisyen için böyledir.
- Kampüste Caz turnesinin ardından sizi hangi projelerde takip etme şansı bulacağız?
Kampüste Caz’ın ardından Londra Caz Festivali’nde çalacağız İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions’la birlikte. 30 kasımda elektronik caz projem Cereyanlı’yı çalacağız İstanbul Otto’da. Bu projede yine aynı takım ve ilave olarak trompette İmer Demirer yer alacak. Onun dışında popüler müzik çalışmalarım, Tarkan ve Nil Karaibrahimgil’le konserlere devam edeceğim. Bunun dışında Kapadokya Caz Festivali kapsamında 2 Aralık’ta bir “Yazısız“ konseri vermeyi planlıyoruz.
Fotoğraf: Kemal Eray Çufadar



















ellerine sağlık canmert, umarım nicelerine imza atarsın…
Çok teşekkürler Tolga.