Manşet, Politika & Medya — 03/02/2012 12:54

Bugüne Yol Göstermek: Kuran vs. Gençliğe Hitabe

Yazar:

Mustafa Akyol, 30 Ocak’ta yayımlanan yazısı ile Gençliğe Hitabe’nin kaldırılması gerektiğini savundu. İki gün sonra yayımlanan yazısıyla da bu tutumunu sürdürerek, Kemalist Kişilik bozukluğundan yakındı. Biz, kendini özgürlükçü ve demokrat olarak tanımlayanlar için yeni olan hiçbir şey söylemedi. Zira, onun söyledikleri bu ülkenin demokratları tarafından çok önceleri dillendirmişti. Hatta o kadar önceydi ki, olay bile olmadı; yalnızca meşum bir sessizlikle herkes birbirinin gözlerine baktı. Geçmesini bekledi.

Atatürk’ün, Türk gencinin mevcudiyetinin yegane temelini buyurarak başladığı bu metni ciddiye almak, günümüz şartlarında elbette mümkün değil. Tabii ki alanlar var, aynadaki aksi “üç çocuk” yapanlar, mevcudiyetlerinin yegane temelinin “Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmek” olmasını, çocuk yapmak kadar şehvetle kabullenmişler. Atamız’ın 1927’den elini uzatarak karar verdiği mevcudiyetimizi yegane temelini kabullenmeyen, gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde olanlar elbette olabilir. Atamız onları da düşünmüş ve kendilerini bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olmakla mükefatlandırmaya karar vermiş.

İstihza bir yana, Gençliğe Hitabe’nin satırlardan damlayan ulus-devlet tapıcılığını buram buram hissetmemek elde değil. Biz “ulus-devlet zihnin hapishanesidir” diyenler ve dünya görüşlerini ulus-devletin karşısında konumlandıranlar için bu metnin ne anlam ifade ettiği ortada. Atamızın, zihnimiz yetmezmiş gibi, madden de müebbete çarptırıldığımız bir hapishane olarak sunduğu türk milletine mensup olma vasfından hoşnut ol’a’mayan bizler, cumhuriyetin başından beri dahili bedhahlar kontenjanınını boş bırakmamak için elimizden geleni yaptık, yapıyoruz, yapacağız da. Sayımız az, sonumuz meçhul ama gönül deli işte.

Bunlar hep konuşulduğu için, bizim Mustafa Akyol’a “haklısın” değil, onun bize “haklısınız” dediğini not düşerek asıl mevzuya gelmek istiyorum.

Son söyleyeceğimi başta söyleyeyim ki kışkırtıcı olsun.

Mustafa Akyol, müslüman kimliği nedeniyle bu kavgada kaybetmeye mahkum.

Sayın Akyol’u takip eden ve kendisi ile twitter’dan çok kez mentionlaşmış bir insan olarak şunu rahatlıkla söylebilirim ki, kendisi, kendine müslüman diyen en batılı –izninizle “uslanmaz bir Oryantalist” olarak “ileri” diyeceğim- insandır. Zamanında kendisine yazdığım “Günahın özgür olmadığı yerde dindar olunmaz.” vecizemi dahi retweetleyebilecek liberallikte bir insan olduğunu söylersem nasıl bir müslüman olduğunun farkına varırsınız herhalde. Klişe olacak ama “Keşke tüm müslümanlar onun gibi olsa”daki O’nun en çok yakıştığı müslümanlardan biridir Mustafa Akyol (kime göre neye göre sorusunu, “Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi” ve Liberal demokrasiye göre şeklinde cevaplayabiliriz). Ayrıca bu yazıyı okuyan (varsa) dindarların  samimiyet terazisinde belki bir etkisi olur diye şunu da belirtmek istiyorum: Yetmez ama evet dedim. Dindar olmayanlar için de, güne iyi başlamaları, kendilerini iyi hissetmeleri adına şunu belirtmek istiyorum: Evet, zaten ondan hep böyle oldu.

Bizimki gibi, bir ideolojiyi, sırf o ideolojiye inandığı için savunmanın imkansız olduğu toplumlarda; bir eleştirinin mahiyeti değil, kimin tarafından dillendirildiği ve zamanlaması üzerinde durulması gereken mevzudur. Akyol ve Gençliğe Hitabe eleştirisinde de aynı durum geçerli. Kemalistler eleştirilerin mahiyetiyle değil Akyol’un kişiliğiyle ilgilendiler. Bunun nedeni de gayet basit, Akyol’un bir müslüman olması. Hakaretler, tehditler… Biliyoruz ki, yalnızca argüman üretecek birikime sahip olmayanlar böyle sefil yöntemlere başvurur. 2012 itibariyle Gençliğe Hitabe’yi savunacak bir argüman bulamamak da şaşırtıcı olmadığından, hakaret ve linç, böyle bir durumda Kemalistlerin verebileceği tep tepki. Akyol da müslüman kimliğiyle, Kemalistlerin küfür dağarcıklarında -Kürtlerle ve Ermenilerle birlikte- belli bir birikime sahip olduğundan, açtılar ağzılarını yumdular gözlerini. Şaşırmadık.

Gelgelelim, demokrat olmak şahane. Bir yandan Akyol’un eleştirilerini haklı bulabiliyor, “Ne kadar da güzel özetlemişsiniz” diyebiliyor, öte yandan kendisini kimliğinden dolayı sahiplendiği tarihi ve sorumlulukları nedeniyle eleştirebiliyorsunuz. Ben de bunu yapacağım. İstemeden de olsa bir takım Kemalistler sevinebilir, o nedenle yetmez ama evet dediğimi yeniden hatırlatmak istiyorum.

Sayın Akyol, şöyle demiş.

Gençliğe Hitabe, Atatürk’ün kendi siyasi şartlarını yansıtan ama bugüne yol gösteremeyecek tarihsel bir metin olarak kabul edilmeli, okullardan ve ders kitaplarından kaldırılmalıdır.”

Çok doğru. Peki aynı argümanı, Sayın Akyol’un iman ettiği Kuran için kurarsak ne olacak?

Mesela:

Kuran, Muhammed’in kendi siyasi şartlarını yansıtan ama bugüne yol gösteremeyecek tarihsel bir metin olarak kabul edilmeli, türk toplumundan kaldırılmalıdır.”

Ben bunları dersem, Sayın Akyol’un aldığı hakaretin kaç bin katını alırım? Linç edilme korkusundan dışarı çıkabilir miyim? Birileri beni sindirmek için elinden geleni ardına koyar mı? Dünyam ahiretim mahvolur mu?

Kuran’ın içeriğine hiç değinmeden yalnızca felsefi düzeyde, tutarlılık aranması bakımından bunu söylüyorum. Ama içeriğine bakalım derseniz, ona da varım.

Gençliğe Hitabe’nin bugüne yol gösteremeyeceği için kaldırılmasını savunuyorsanız, Kuran’a karşı böyle bir argümanla gelenleri de anlayışla karşılamanız gerekir. Bugüne neyin yol gösterebileceği, Akyol’un yazısında da, bir dolmuş sırasında da sonra derece aşikar olmasına rağmen, bir anlaşmazlığı önlemek adına baştan belirlemek kaydıyla!

Nasıl ki Kemalistlerin, Gençliğe Hitabe’nin bugüne yol gösterebilecek bir metin olup olmadığını tartışamadan, Akyol’un Gençliğe Hitabe’yi eleştirirken başvurduğu değerlerle tezat yaratan müslüman kimliğine vurgu yapması nafile bir çabaysa; Akyol’un da, iman ettiği kitabın bugüne yol gösterebilecek bir içeriğe sahip olup olmadığını tartışamadan, Gençliğe Hitabe’yi eleştirmesi, kaçınılmaz olarak kendisini kemalistleştirip tüm çabasını beyhude kılıyor.

Sayın Akyol, Kemalistleri eleştirirken kullandığı Akıl’ın merceğinde “ama biri din” savunmasının zerre ağırlığı olmadığının farkındadır. Eğer Akyol, tutarlı olmak adına, Kemalistleri eleştirirken başvurmaktan çekinmediği Akıl’ı İslam’a bakarken kullanacak kadar cesur olabilirse, dünya üzerinde Kuran’ın neden bugüne yol gösteremeyeceğini en az kendinin ki kadar uygun bir dille anlatan binlerce metin bulabilir. Peki Akyol, bunları okusa Kuran’ın bugüne yol gösteremeyecek tarihsel bir metin olduğunu kabul edebilir mi? Akyol bu konuda iknaya açık mı?

Ve işte, Akyol, bu nedenle kaybetmek zorunda.

Sizin de hiç fena fikirleriniz yoktur aslında:

— iyidir *

— iyidir *