Kategori: Edebiyat

/ 07/05/2012 08:00

En Güzel Kitap Henüz Okunmamış Olandır

Nazım Hikmet, içinde deniz geçen şiirlerin en güzellerinden olan 24 Nisan 1945’te şöyle der: En güzel deniz: Henüz gidilmemiş olanıdır. En güzel çocuk: Henüz büyümedi. En güzel günlerimiz:              Henüz yaşamadıklarımız. Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: Henüz söylememiş olduğum sözdür… Okumak benim için ‘Çok Satanlar’ raflarından bir kitap seçmekten daha fazlası olmaya başladıktan sonra, Mavi Gözlü Dev’den ilham alarak [...]

/ 07/05/2012 08:00

Edebiyattan Sinemaya: Doğu Ekspresinde Cinayet (1974)

Uyarı: Yazı kimi sürpriz gelişmeleri ele vermektedir. Okuyucunun zihninde çektiği film, hiçbir zaman beyaz perdede görünenle örtüşmez. Kameralar kafamızda canlandırdığımız hayalin esasını çekemezler, bu yüzden film uyarlamaları her zaman biraz eksik kalır. Bunu bilerek izlemeye başladım filmi.  İzlemeden önce hafızamı tazelemek amacıyla kitabı bir kez daha okudum. Aldığım küçük notlar ile izlemeye başladım. Film, geriye dönüşler yapılarak başlıyor. Trende işlenecek [...]

/ 29/04/2012 12:04

Okuyorum, Öyleyse Varım!

Twitter’daki edebiyat tutkunu takipçilerinden oluşan grubuyla yaptığı ilk edebiyat söyleşisinde şarabını yudumlarken, “İyi sorularınız varsa bunlara cevap bulmak için okumak istersiniz. Benim iyi sorularım var!” diyerek açıkladı okuma nedenini Enver Aysever. Cuma gecesi hiç tanımadığım insanlarla birlikte Taksim’de bir atölyede son kitabı Yazgıcılar’ı henüz bitirdiğim yazarı dinleyip arka sıradaki sandalyemde notlar alırken, bunu duyduğum ana kadar kendi serüvenimi hiç düşünmemiş [...]

/ 09/03/2012 23:52

Bir Yer

Bölüm 1: Yer Dolunayın deniz üzerinde şahlandığı gecelerde cennetten bir köşeyi andıran bir sahil kasabasında, kedilerin sevişmeyi çok sevdikleri bir ayda, onun yoluna ışık tutan bir rehberin kucağında ilk kez ağladığında, saflığın, beyazlığın ve yalnızlığın gölgesine “merhaba” demişti. Şu an ayakları yere basan bir kutsallıkla nurlanan suratından akan ve yalnızca masumiyetin çığlıklarını çağrıştıran gözyaşlarını, bir süre sonra yalnızca içine doğru [...]

/ 31/01/2012 19:00

Tavşan Kanı

Yıllardır sabahın bir körü kalkıp Kadıköy’deki Beşiktaş iskelesinin yanındaki küçük büfede, çay taşıyordu gündüz vapurcularına. Şehrin kalabalığı henüz uyanmadan o uyanıyor; akşamdan kalıp da sabahı arayanlara ilk günaydını o teslim ediyordu, karanlık sokaklardan denize inerken. Her gün vapur iskelesinin civarında çalışan adam, yıllardır vapura binmemiş olduğunun farkında bile değildi. Zira geçip giden yıllar, seni hem yaptıklarından hem de yapamadıklarından uzaklaştırırlardı. [...]

/ 27/01/2012 05:26

Muhtar

Rüzgâr sokaktaki gölgelerin leşini süpürürken, çekingen bir tavırla batıyordu güneş doğduğu yerin aksinden. Soğuk bir hava hâkimdi; ancak bu soğukluğun tek nedeni mevsim normallerinden kaynaklı değildi. Barındırdığı hane sayısı günden güne azalan köy, meydanındaki ışıl ışıl kahvehanesi tam aksini iddia etse de, terk edilmişliğin getirdiği donukluk hissi ile titriyor ve kıvranıyordu. Köyden, evrenin sonsuzluğuna doğru yalnızca ıstakada savrulan okey taşlarının [...]

/ 24/01/2012 05:48

Şenocak Apartmanı

Halim Amcalar, bizim iki üst katımızda yaşarlar. Afacan mı afacan bir çocukları vardı, afacanlığına sığınıp bir dördüncü kat penceresinden aşağı atladı bir gün. O gün bu gündür, apartmanca yasını tutarız. Onlarla karşılaşınca buruk bir hava eser ve uzunca bir vakit dinmez. Aşamayız bu konunun sohbetini, apartman bahçesinde öylece kalakalırız. Birkaç dakika sonra oradan uzaklaştığımızda ise babamla beraber şen şakrak vaziyetimizi [...]

/ 27/12/2011 10:00

Erkek Fatma Tahlili

Eğitim sistemiyle ciddi sorunları olan biri olsam da, bu sene bir dersten ciddi manada keyif alıyorum ve haftanın gelişini iple çekiyorum. Dersin adı, çok fazla bir şey vadetmiyordu sene başında aslında…Bireysel farklılıklar.Yine Kpss sınavına yönelik, aynı şeyleri beşyüzüncü kez duyacağımız tekrardan ibaret bir süreç gözüyle bakıyordum. Ama öyle olmadı açıkçası. Aşağıda anlatacağım hikaye için, önce, hazırlayıp sunanlara, teşekkür etmek istiyorum. [...]

/ 21/12/2011 06:00

Kar Yağıyor

Kar yağıyor. En az seksenlerinde, yaşlı bir kadın kaldırım kenarından yürüyor. O kadar yavaş ki, dakikada birkaç metreyi ancak alıyor. Kısacık bir tasma taktığı bezgin Alman kurdu, kadının durağanlığına ayak uydurmaya çalışıyor. Safça duyulan, karşılıksız sevginin tezahürü insansı olmayan bir yaratıkla anılıyor. Hikâyesi ne onların, belki de o ikisinden başka kimse bilmiyor. Bildiğimiz tek şey, karın yağdığı ve kadın ile [...]

/ 17/12/2011 18:02

Şah Hatayi

1 yaşını doldurmadan yetim, 7 yaşlarında şeyh, 13′ünde şah. Sürgünler, savaşlar, zaferlerle hep en uç noktalarda geçen ömrü bir yenilgiyle bambaşka bir yola girecekti.  Tarih derslerinde Yavuz’un hasmı olması ve Çaldıran’daki yenilgisi dışında herhangi bir bilgi verilmeyen Şah İsmail Hatayi, Kızılbaşlar’ın Yedi Ulu Ozanı’ndan biri. Onun siyasi manevraları yaptığı savaşların dışında bugün genellikle cemevlerinde yankılanan duru bir Türkçeyle yazdığı deyişleri [...]

/ 07/12/2011 04:00

Cemilcan the Modern Turk

Merhaba, ben her gün evinin içindeki otobüs durağında bir yerlere gitmeyi bekleyen adam. Adım Cemilcan. Bekliyor olmaktan ziyadesiyle memnunum. Buz gibi havalarda bile gitme arzusunun cesaretiyle ısınırım. Bazen bana bu otobüs şurdan geçer mi diye sorar yaşlı teyzeler. Cevap vermeden kafamı çeviririm. Benden önce gitmelerinden korkarım. Politikadan anlarım; ama konuşamam. Ya da tam tersi, karar veremedim tam olarak. Çok kemalistim, [...]

/ 23/11/2011 10:00

Hüseyin ve Hamdi

Şu buz gibi güzelim kış gününde bana yıldızları göstermeyen bulutlara küfrederken düşündüm bunları. Adım Hüseyin… Arkadaşlarım bana Hüseyin der. İşte en az bu kadar sürprizsiz biriyim. İçimden geçiririm bazen. Ah! Şu başımı sokacak bir evim olsa! Belki o zaman evime sokacağım başım bu kadar ağırmazdı. Vücüdumun ısısını en faydalı şekilde kullanmayı öğrendim sokaklarda. Gerçi bazen o da yetmiyor ya… Neyse, [...]

/ 02/11/2011 22:32

Meşgalesiz Adam

Masanın altından tabureyi çekti. Romatizmalı dizlerini tutarak ağır ağır oturdu. Diş ağrısını kesecek otuz beşlik rakıyı açıp, dünden kalma bardağının ağzındaki tozları kol manşetiyle şöylece alıp tekliği bastı içine. Parmaklarını birbirine kenetleyip ileriye doğru esnetti, kaya gibi sert ensesindeki tansiyon ağrısının hafiflediğini hissetti. Filtresiz sigarasından dumanlanıp susuz tekliği çekti çürük dişlerinin arasından. Ağzına bir leblebi attı, yutmamaya gayret edip rakıyla [...]

/ 31/10/2011 14:11

İnsanın Yazgısı, Giovanni Drogo ve Tatar Çölü

Il Deserto Dei Tartari (Tatar Çölü) İtalyan yazar Dino Buzzati‘nin ilk ve en ünlü romanı.. Bu eşsiz romanla tanışmam , bu kitaptan uyarlanmış filmi görünce oldu.. Dino Buzzati, yazmaya gazete ile başlamış, öyküler ve romanlar yazmış. Özellikle Keşişin Köpeği adlı öykü kitabı da okumaya değer. 1953′de yazdığı Klinik Bir Vaka adlı oyunuda büyük başarı kazanmış ve Camus tarafından çevirisi yapılarak Paris’de sahnelenmiş.. Biz nasıl konumuz olan, [...]

/ 30/10/2011 00:59

Gölün Üstünde

İlkokul 2. sınıfın eski binası: Kar sularıyla ıslanmış, çocukların oyunlarıyla kayganlaşmış ahşap zemin üstünde, her teneffüste sıralara tutunarak parmak uçlarında yürüyen kızın yüz yıl geçse de üstünden, yaralı hayvan gibi kanayan vicdanı… İkinci ve uzun teneffüste, beslenme saatinde, sınıfta yine ikisi kalmıştı. Derslerde en başarısız iki’si… Olur-olmaz yere-herkese konuşan Emre ve kimseyle konuşmayan sadece sıralara tutunup parmak uçlarında yürüyen kara [...]

/ 27/10/2011 22:49

YALNIZca

   Tamamı sesli ve ünlü harflerle yazılan, sessiz ve ünsüz bir adamın günlüğü… Tamamı yalnız yaşanan bir ömrün kalabalık bir günü…       Üç gündür gözüme uyku girmiyordu. Günlerdir o korkunç rüyayı düşünüyordum. O ürkütücü düşün, uykuya dalacağım anı beklediğinden, gözümü yumduğum anda beni sarmalayacağından emindim. Bu kucaklaşma, benim sonum olabilirdi. Değil dokunmak, görmek bile ruhumda onarılmaz yaralar açabilirdi. Sabretmeliydim! Uyumamalıydım! [...]

/ 27/10/2011 14:12

Olabilir

Gidebilirsin… Kalabilirsin de… Çocukken kurduğumuz hayallerde büyüyüp adam olacaktık, pembe panjurlu hayalleri olan kızlarla evlilik hayalleri kuracaktık. Arasıra da korkuyorduk aslında, mahallenin delisini arkasından taş atarak kovalayan arkadaşlarımız vardı çünkü. Ve biz de delirmekten korkuyorduk. Delirmek de değildi aslında korkumuz, taşlanmaktı boyu 1.50’yi geçmeyen veletler tarafından. Bu yüzden yalnız kalmaktan kaçınıyorduk büyüdüğümüzde. Ve kendi kendimize konuştuğumuz zamanlarda bu korku çokça [...]

/ 21/10/2011 23:26

“Memleketim”

“Sağ” ını da “Sol”unu da teröre, faşizme, milliyetçiliğe kaptıran Türkiye; senden tiksiniyorum. Şehit haberiyle “sağ” damarı, operasyon ve sınır ötesi harekatı haberleriyle “sol” damarı atmaya başlayan Türkiye; “insan” ı nerde kaybettin? Türkiye ordusuna saldırı düzenlenince değil; sınır ötesi harekatlar başlayınca barış çağrısı yapan “sol” hümanizmini hangi virajda yitirdin? Rutin şehit haberlerini kanıksayan, üçün beşin hesabını yapmayan cömert Türk Halkı, sayı [...]

/ 19/10/2011 22:52

Babaannem, Sindirella ve Büyük Ayaklılar

En son bu kadar çok ayakkabıyı bir arada gördüğümde 12 yaşındaydım. Bizim kapıcının kızıyla teravih namazına gittiğim zamanlardı. Ramazan ve kış ayı bir araya geldiğinde akşamları yapacak daha eğlenceli bir şeyimiz yoktu çünkü. Akşam yemeğini yer yemez (evet iftar değil, akşam yemeği. O kadar da Müslüman değildik) heyecanla kostümlerimi giymek için odama koşardım. Evet namaz kıyafeti, 12 yaşında bir çocuk [...]

/ 15/10/2011 02:54

Bembeyaz Bir Merhaba

“İşte orada, karşımda” diye iç geçirdi genç adam, gençlik yıllarının baharında olduğu her halinden belli olan kadın kır kokulu parfümünün hemen ardından odaya adımını attığında. Kırmızı renkli elbisesi düzgün bacaklarını kapamakta başarısız olmasıyla aynı ölçüde nefes kesiciydi. Attığı her adımda genç adamın damağı daha fazla kuruyor, kalbi göğüs kafesini yırtmak için yaptığı denemelere bir yenisini ekliyor, gözlerindeki ışık hiç geri [...]