Ona yarattığı fantastik dünyalarla hayran olduk. Meksika sinemasının 7.sanata kazandırdığı önemli bir yönetmen olan Guillermo del Toro, son yıllarda korku-gerilim türü ağırlıklı filmlerin yapımcısı olarak karşımıza çıksa da fantastik sinemaya katkılarıyla özellikle türün sevenlerinin hafızasında yer etti. Geçirdiği sancılı çocukluğunun ürünü olan canavarlarını beyazperde aracılığıyla açığa çıkaran yetenekli yönetmen, yaratıcılığının başarılı tasvirlerini makyaj dalında uzman olarak çalıştığı yıllara borçlu. Yönetmenin yapımcılığında tekrar çekilen Don’t Be Afraid of the Dark vizyona girmişken, Del Toro’nun yaratıcı sinemasının en iyi filmlerini hatırlayalım.
Blade 2 (2002)
Wesley Snipes’ın rol aldığı ve büyük bütçeli bir çizgi roman uyarlaması olan Blade 2, Blade serisinin beyazperde yolculuğunun en başarılı filmi. Del Toro’nun adını dünyaya duyuran film olması nedeniyle de önemli. Yarı vampir yarı insan olan savaşçı Blade’in düşmanı olarak karşımıza bir vampir mutant çıkıyordu bu bölümde. Hem insanların hem de insanları tükettiği için vampirlerin varlığını tehtit eden bu tür, Del Toro’nun hayal gücü sayesinde Blade’in sinema macerasını daha kanlı ve daha renkli bir hale getiriyordu. Del Toro’yu sevmemizin nedeni de bu değil mi zaten?
Hellboy (2004)
Del Toro’nun Hellboy’u beyazperdeye taşımak için red ettiği teklifler saymakla bitmez. Mike Mignola’nın yarattığı bu çizgi kahraman kahramanı, ağır makyaj altında tanımakta zorlandığımız Ron Perlman tarafından canlandırıldı. Academy of Science Fiction, Fantasy & Horror Films tarafından En İyi Makyaj ödülü ile taçlandırılan film vampirlerle sınırlı olmaması nedeniyle Del Toro’nun hayal dünyasından daha çok beslenmişti. Adolf Hitler’in mistik konulara olan merakından yola çıkan söylentilerden çıkan bir hikaye. Hellboy, 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından çağırılan bir şeytan. Fantastik öğelerle bezenmiş bir iyi – kötü savaşı anlatılıyor filmde. Hellboy’un sinemadaki başarısı 2008 yılında devam filminin de Del Toro tarafından çekilmesini sağladı. Hellboy II: The Golden Army ilk filmden daha renkliydi ve başarılı olan sayılı devam filminden biri oldu.
Pan’ın Labirenti, El laberinto del fauno (2006)
Birçok eleştirmene göre Del Toro’nun başyapıtı olan film, En İyi Makyaj ve En İyi Sanat Yönetimi dallarında Oscar kazandı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında, 10 yaşındaki Ofelia adından bir çocuğun yeni taşındıkları evin arka bahçesinde esrarengiz bir labirent keşfetmesiyle başlıyordu film. Ofelia ile birlikte hayal ile gerçek arasında bir yolculuğa çıkıyorduk film boyunca. Ofelia’nın vermeye çalıştığı üç sınavda açgözlülük, irade, fedakarlık üzerine ortaya konulan dersler filmin görsel yanı kadar senaryosunun da güçlü olmasını sağlıyordu. Bir çizgi roman uyarlaması olmaması, senaryo açısından altının dolu olması nedeniyle Pan’ın Labirenti yönetmenin başyapıtı olarak anılmaya devam edecektir. Tabi yapımcılığı bırakıp yönetmen koltuğuna dönerse işler değişebilir.
Yapımcılığından söz açılmışken Del Toro’nun yapımcılığını üstelendiği Yetimhane, El orfanato (2007) filminden bahsetmemek olmaz. Julia’nın Gözleri, Los ojos de Julia (2010) filminde tekrar çalıştığı, yönetmenin sevdiği oyuncular arasına giren Belén Rueda’un başrolünde olduğu Yetimhane, İspanya’nın Oscar’ı olarak kabul edilen Goya Ödülleri’nden En İyi Senaryo dahil yedi ödülle döndü. İçimdeki Deniz filmiyle Goya’yı kazanan Belén Rueda’ya da En İyi Kadın Oyuncu dalında adaylık getirdi. Çocukluğunu geçirdiği yetimhaneye restore etmek için geri dönen Laura’nın hikayesini anlatan film, gösterildiği dönem epey ses getirmişti ve genç yönetmeni Juan Antonio Bayona’dan çok yapımcısı Del Toro’nun adıyla anılmıştı.
Şu sıralar 2013′de gösterime girmesi planlanan Pacific Rim filmi üzerinden çalışan Del Toro’nun uzaylı işgali senaryolu filmlere yeni bir soluk getireceğe söyleniyor. BBC’nin yeni dizisi Luther’de diziye adını veren Luther olarak izlediğimiz Idris Alba ve Ron Perlman, nam-ı diğer Hellboy, filmin kadrosundaki heyecan veren isimler. Yönetmen koltuğunda görmeyi özlediğimiz Del Toro’nun hayal dünyasını da özledik zaten, değil mi?





















Öz ve güzel bir derleme. Sevdiğim bir sinemacı Del Toro. Son yılların korku gerilim türüne dikkatle yaklaşırım pek iyi eserler verilmediği için ama Orfanato’yu iki kez izletmişti bana kendisi -o derece de güzel bir örnektir benim için bu türde.
El laberinto del fauno’nun başyapıtı olduğu fikrine katılıyorum; hatta film son on-yılın en iyi filmlerindendir bana göre. Senaryosunda hiçbir boşluk görülmüyor; oldukça tatmin edici bir öykü, başarılı diyaloglar ve zevkle ilerleyen bir storyboard. Özgün senaryo olarak da yine bana göre 10 yılın en iyisiydi. Yalnız sanat yönetmenliği gibi benzeri görülmemiş bir başarıyla da Oscar’ı kucakladığını ekleyelim Pan’ın. Müziklerini de ayrı severim. Hatta okuyuculara benden küçük bir armağan olsun: http://www.youtube.com/watch?v=85oWtqBwaYo
Ellerine sağlık.
Ölümcül Tür üçlemesine başlamasaydı da, Guillermo Del Toro’ya sevgim bakî kalsa idi keşke.