<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>biletsiz.com</title>
	<atom:link href="http://biletsiz.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://biletsiz.com</link>
	<description>Memleketi yeryüzü olan online dergi.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 May 2012 07:41:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir</title>
		<link>http://biletsiz.com/ecumenopolis-ucu-olmayan-sehir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ecumenopolis-ucu-olmayan-sehir</link>
		<comments>http://biletsiz.com/ecumenopolis-ucu-olmayan-sehir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 06:11:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Yıldız</dc:creator>
				<category><![CDATA[Festival - Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[ekümenopolis]]></category>
		<category><![CDATA[Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[İmre Azem]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biletsiz.com/?p=7722</guid>
		<description><![CDATA[Genç yönetmen İmre Azem&#8217;in Saraybosna Film Festivali&#8217;nde İnsan Hakları ödülü kazandığı, başka bir çok festivalde de gösterim şansı elde eden, İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışmada yarışan ilk belgesel olan İstanbul&#8217;un &#8216;kentsel dönüşüm&#8217; ve neoliberal politikalar sonucunda mazur kaldığı şehir yapılandırma projelerini anlatan ismini 1967 yılında Yunan şehir plancısı Constantinos A. Doxiadis &#8216;Ecumenopolis&#8217; kavramından alan 2011 yapımı filmi. İstanbul&#8217;da uygulanan şehir planı, referans [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/Ekümenopolis-Ucu-Olmayan-Şehir-Film-Afişi.jpg"><img class="alignright  wp-image-7723" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/Ekümenopolis-Ucu-Olmayan-Şehir-Film-Afişi.jpg" alt="" width="318" height="454" /></a>Genç yönetmen İmre Azem&#8217;in Saraybosna Film Festivali&#8217;nde İnsan Hakları ödülü kazandığı, başka bir çok festivalde de gösterim şansı elde eden, İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışmada yarışan ilk belgesel olan İstanbul&#8217;un &#8216;kentsel dönüşüm&#8217; ve neoliberal politikalar sonucunda mazur kaldığı şehir yapılandırma projelerini anlatan ismini 1967 yılında Yunan şehir plancısı Constantinos A. Doxiadis &#8216;Ecumenopolis&#8217; kavramından alan 2011 yapımı filmi.</p>
<p>İstanbul&#8217;da uygulanan şehir planı, referans alınan politika ve planlama modellerinin ardından geçirdiği, geçirmekte olduğu ve geçireceği süreçleri irdeleyen belgesel, altı bölümden ve İstanbul şehir planlamasına tarihi bir bakış açısını sunan animasyondan oluşan bir girişten oluşuyor.</p>
<p>Film İstanbul&#8217;un Cumhuriyet döneminden bu yana şehir planlamasına bakarken yönetmenin daha önce de üzerinde çalıştığı Ayazma&#8217;ya yoğunlaşıyor, burada uygulanan &#8216;kentsel dönüşüm&#8217; uygulamasını bölge sakinleri aracılığıyla etraflıca anlatıyor.</p>
<p>Belgeselde Ayazma&#8217;da yaşayan insanların yanı sıra, Mimar Oktay Ekinci ve Mücella Yapıcı, İktisatçı Mustafa Sönmez, Sosyolog  Şükrü Aslan, Şehir planlama Prof. Yves Cabannes gibi konularında uzmanlara ve araştırmacılara yer veriliyor. Aynı zamanda TOKİ evleri, AVM&#8217;ler ve gökdelenlerin artmasına referansla bölgede &#8216;My World Europe&#8217; projesi sahibi Ali Ağaoğlu&#8217;da belgeselde yer alan isimlerden biri oluyor.</p>
<p>Filmin çıkış noktası yönetmenin 2008 yılında 3. köprü projesiyle ilgili bir radyo programında “İstanbul’un 3. Köprü’ye ihtiyacı vardır, İstanbullular bunu istemektedir, biz de bunu en kısa zamanda yapacağız” şeklindeki bir demeçte duyduklarına dayanıyor. Daha sonra bu konuyu araştırmaya ve bu konu hakkında bilgi edinmek isteyen yönetmen Altyazı dergisinin internet sitesinde okuduğum röportajında bu konu ile ilgili söyledikleri filminin oluşum süreci hakkında bilgi veriyor &#8221;bu konuyu anlamak, bilimsel verileri edinmek, farklı görüşleri duymak için araştırma yapmaya başladım. Kitaplar okudum, ulaşım kongrelerine katıldım, üniversiteleri gezdim, bu konulara senelerdir kafa patlatan uzmanlarla konuştum, seminerleri takip ettim, hatta bizzat İstanbul ulaşım ana planını yapan Japon şirketle görüştüm.&#8221;</p>
<p>Belgeselinde İstanbul&#8217;un hızla yaşadığı bu ucu olmayan yapılanmasını yönetmenin öğrenme ve araştırma süreci doğrultusunda ilerlediğini, her bölümüyle konusunu derinleştirdiğini söylemek mümkün. Bu açıdan belgesel giriş noktası tarihi olarak neoliberal politikaların ilk uygulanmaya ve dikkate alındığı zamanlar oluyor. Daha sonra planlama, 3. köprü, Marmaray projesi, ulaşım problemleri, finans merkezi olarak gökdelenler, Faraday kafesleri, TOKİ evleri filmin bölümleri içinde irdeleniyor. Sonuçta tüm bu projeler, yapılmakta olan binalar, belgesel boyunca şehrin bir canavara dönüşmesini hem kendisini hem de içinde yaşayanları yok edecek türde tekinsiz bir alan haline gelmesini gösteriyor.</p>
<p><img class="alignleft" src="http://media.tumblr.com/tumblr_m3ps2dAV2a1qcvaca.jpg" alt="" width="432" height="230" />Yönetmenin bu belgesel ile İstanbul&#8217;un yaşadığı bu süreci bir tür saldırı olarak görüyor ve gösteriyor. Bu bakımdan yönetmenin Altyazı dergisinin sitesinde okuduğum aynı röportajda söylediği gibi filmde vermek istediği mesaj  &#8221;bu saldırının bir bütün olduğu ve buna karşı verilecek mücadelenin de en az o kadar bölünmez bir bütün olması gerektiği. Eğer film bu mücadelelerin bir arada yol almasına bir katkı sunabilirse, başarılı olmuş demektir.&#8221; Bu anlamda yönetmenin de bu filmini saldırılara karşı üstlendiği mücadelenin sonucu olarak görmek mümkün. Tüm bunlarla birlikte film yönetmenin mücadelesine referansla bağımsız da bir çalışma herhangi bir sponsor ya da fon yardımı almadan filmini oluşturan yönetmen İstanbul&#8217;un bu sürecini belirli siyasi görüşlerin şemsiyesi altına yerleştirmeden çekmesi filmde gösterdikleri konusunda samimiyetini artırıyor ve bu bireysel destek ve kolektif çalışmanın ürünü olan filmin yapımcısı ise Gaye Günay.</p>
<p>Film teknik açıdan bağımsız bir yapım olmasının dışında helikopter çekimleri, animasyonlar, grafikler, TV arşiv görüntüleri, röportajlar ile eklektik bir film olduğunu söyleyebiliriz. Bu açıdan da aslında bir çok farklı tekniğin bir arada kullanılması filmde de gördüğümüz İstanbul&#8217;un şu anki görüntüsüne ve bütünlüğüne örtüşüyor diyebilirim.</p>
<p>Filmin önemli ve dikkate alınması gereken özelliklerinden biri ise müzikleri diyebilirim. Film için 24 farklı orjinal müzik farklı sahneler için özel olarak üretilmiş. Katkı da bulunan müzisyenlerden bir kaçı ise şöyle sıralayabilirim: Sarp Keskiner, Baba Zula, Lari Dilmen, Gaipten Sesler, Osman Kaytazoğlu, Nilüfer Ormanlı, Reverie Falls On All, Proudpilot.</p>
<p>Son olarak şehir planlaması konusunda kavramsal olarak bildiğim ya da incelediğim tek planlama Antik Yunan&#8217;dan Hippodamos&#8217;un &#8216;grid planı&#8217; (mazgal plan) olduğunu hesaba katarak yönetmen Azem&#8217;in seçmiş, incelemiş filmde aslında bir yandan bize göstermiş ve bizi bilgilendirmiş olduğu Doxiadis&#8217;in &#8217;ecumenopolis&#8217; ( oikoumene, dünya ve polis, şehir) kavramı açısından oldukça ilgi çekici olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><em>Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir </em>filminde de az da olsa yer verilen Sulukule sakinlerinin &#8216;kentsel dönüşüm&#8217; kapsamında Taşoluk&#8217;a yerleştirme konusu için de ayrıca geçen sene 7. Akbak Kısa Film Festivali&#8217;nde de ödül alan Ayşim Türkmen&#8217;in <em>Selahattin&#8217;in İstanbul&#8217;u</em> kısa belgeselini önerebilirim. Filmle ilgili geniş bilgeye <a href="http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/belgeseller/2010/selahattininistanbulu.html" target="_blank">buradan </a>ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Filmi izledikten sonra Altyazı dergisinin sitesinde okuduğum yönetmen İmre Azem ile yapılan röportaja <a href="http://www.altyazi.net/makale/ek%C3%BCmenopolis-ucu-olmayan-%C5%9Fehir-7-253.aspx" target="_blank">buradan</a>, filmin resmi sitesine de<a href="http://www.ekumenopolis.net/#/tr_TR" target="_blank"> buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biletsiz.com/ecumenopolis-ucu-olmayan-sehir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Kırmızı Başlıklı Kurt&#8217;: Hard Candy</title>
		<link>http://biletsiz.com/kirmizi-baslikli-kurt-hard-candy/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kirmizi-baslikli-kurt-hard-candy</link>
		<comments>http://biletsiz.com/kirmizi-baslikli-kurt-hard-candy/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 06:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gözde Ayçiçek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[ellen page]]></category>
		<category><![CDATA[hard candy]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı başlıklı kurt]]></category>
		<category><![CDATA[pedofili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biletsiz.com/?p=7786</guid>
		<description><![CDATA[Uyarı: Yazı kimi sürpriz gelişmeleri ele vermektedir. David Slade&#8217;ın ilk uzun metraj filmi &#8216;Hard Candy&#8217;, The Tracey Fragments filminde sergilediği oyunculukla pek bir dikkatimi çekmiş olan Ellen Page&#8217;in de bulunmasıyla izlenecek filmler listemin çekiyordu. Sürekli piskopat ergen rollerinde gördüğümüz Page burada da aynı rolü üstlenerek başrolde. İki mekanda geçen ve sadece dört oyuncunun yüzünü gördüğümüz film bir psikolojik- gerilim. İnternet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uyarı:</strong> Yazı kimi sürpriz gelişmeleri ele vermektedir.</p>
<p>David Slade&#8217;ın ilk uzun metraj filmi &#8216;Hard Candy&#8217;, <strong>The Tracey Fragments</strong> filminde sergilediği oyunculukla pek bir dikkatimi çekmiş olan Ellen Page&#8217;in de bulunmasıyla izlenecek filmler listemin çekiyordu. Sürekli piskopat ergen rollerinde gördüğümüz Page burada da aynı rolü üstlenerek başrolde. İki mekanda geçen ve sadece dört oyuncunun yüzünü gördüğümüz film bir psikolojik- gerilim. İnternet üzerinden tanışıp buluşmanın tehlikeli olabileceğini ve dış görünüşün insanı nasıl yanıltabileceğini gözler önüne seriyor. Üstelik &#8216;adaleti bireyin kendisi mi sağlamalı, sağlarsa da nasıl olur?&#8217; gibi zor soruların da üzerinde duruyor.</p>
<p>Jeff (Patrick Wilson) otuzlarında bir fotoğrafçı, Hayley (Ellen Page) ise henüz on dört yaşında. İnternet üzerinden üç haftadır konuşan ikili sonunda bir kafede buluşmaya karar veriyorlar. Orada otururlarken kadraja Donna Mauer adlı bir genç kızın kayıp ilanı giriveriyor. &#8221;Bir sahnede silah gösteriliyorsa o silah mutlaka patlar.&#8221; mantığından Donna&#8217;nın filmin ileriki kısımlarında karşımıza tekrar çıkacağını düşünsek de bu şekilde olacağını tahmin etmek biraz zor.</p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/hard-candy-2005-32-g1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-7789" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/hard-candy-2005-32-g1-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<p>Yeşilçam&#8217;ın ünlü &#8220;gazoza ilaç atıp uyutma &#8221; olayı, filmde &#8220;biz gençlere kendi doldurmadığımız bardaktan içmememiz öğretildi&#8221; repliğiyle karşımıza çıkıyor. Temkinli davranıyormuş gibi yapan Hayley yeni bir içki hazırlıyor ve Jeff&#8217;in içkisine ilaç katarak onu bir sandalyeye bağlıyor. Bu noktadan sonra olaylar ilginçleşiyor.</p>
<p>Öncelikle Hayley&#8217;in çok önceden bunu planladığını öğreniyoruz. Filmin başında Ellen Page&#8217;in yüzüne yakın çekim yapılarak masumluğu, saflığı ortaya çıkarılırken; bu sahnelerde yine aynı çekimle gözlerindeki kararlılığı ve tekinsizliği görüyoruz. Burada &#8221;İnsanlara öylece güvenemezsiniz&#8221; der gibiydi Slade. Sonrasında ise Jeff&#8217;in pedofil olduğunu söylüyor Hayley, yüzüne bağırarak &#8221;Sübyancı!&#8221; diyor. Fakat burada bir belirsizlik var. Kendi adıma bir süre &#8221;Jeff acaba gerçekten pedofil mi?&#8221; diye sordum. Bunun sebebi  Jeff&#8217;in masum gösterilmiş olması. Yaptığı iğrençlikleri bilmiyoruz. Üstelik de iyi bir insan olarak yansıtılmış; kibar, esprili, iyi bir işe sahip. Filmin başlarında Hayley&#8217;in bütün sarkıntılıklarını da kibarca reddeden bir insan.  Film; bu insanlar aramızda, işleri var, güzel giyiniyorlar, herhangi bir ayırt edici özellikleri yok mesajını verdiği için aklımıza hemen, aslında sokakta yanı başımızdan geçen herhangi birinin bile pedofil olabileceği fikri geliyor.  Jeff&#8217;in gerçekten suçlu olup olmadığını bilemediğimizden Hayley&#8217;in suçlamaları havada kalıyor. Böylece sonuna kadar ikisinin de doğru söylediğinden emin olamadan izliyoruz. Filmi ayakta tutan en büyük soru işaretiydi bu.</p>
<p>Gerilimi yüksek tutmayı başarmış olsa da, oyunculuklar çok iyi olsa da, verilen mesajlar, sorgulanmasını istenen soruları yöneltmesi açısından başarılı da olsa birkaç eksiği var. Hayley&#8217;in kim olduğu mesela. Filmin sonlarında &#8221;ben taciz ettiğin, öldürdüğün kızların hepsiyim&#8221; diyor Hayley. Buradan onun intikamının bencilce bir intikam olmadığını anlıyoruz. Donna&#8217;yı tanıdığını söylüyor ama gerçekten tanıyor mu bilmiyoruz. Film boyunca yine Hayley&#8217;in &#8216;deliliğine&#8217; yapılan vurguları fark etmemek mümkün değil elbette ama bu yüzeysel kalmış. Aynı şekilde Jeff de. Karakterlerin derinliğine pek inilmediği için bir tık düşmüş filmin kalitesi. Bunun dışında fiziksel açıdan da olmamış dediğimiz sahneler var. 14 yaşındaki kız koca adamı evin içinde ordan oraya taşıyor.</p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/500full.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-7790" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/500full.jpg" alt="" width="500" height="330" /></a></p>
<p><strong>Hard Candy</strong>, aslında hepiniz bunu-sübyancılığı- yapıyorsunuz diyor. Ergenlikte beğenilmeye ihtiyaç duyan kızların bu zayıflığından yararlanıp bir nevi onları güzel sözlerinizle &#8216;gaza getirip&#8217; kullanıyorsunuz diyor. Bunu da &#8221;Bir çocuk sana kur yapıyorsa onu görmezden geleceksin onu yüreklendirmeyeceksin. Eğer bir çocuk&#8230;&#8221; diyerek anlatıyor Hayley. Özellikle kız kavramı üstünde duruyor. &#8221;Bir kız kadın taklidi yapıyor diye kadının yaptığı her şeyi yapmak zorunda değildir ki!&#8221; diyor. Ki filmin aslında en anlamlı sahnelerindendi bence. Ergenlik çağında kızların nasıl düşündüklerini, nasıl davrandıklarını, hassas noktalarını ve bunların nasıl istismar edilidiğini çok iyi anlatmış. Mesajını da çok net vermiş.</p>
<p>Film Jeff&#8217;in intiharıyla bitiyor. Hayley psikolojik bir baskıyla ön ayak oluyor bu işe tabi. Jeff son çare &#8221;Ben izledim ama öldürmedim onu, başka bir adam vardı.&#8221; diyince Hayley, &#8221;O da ölmeden önce senin adını söyledi.&#8221; diyor. Böylece bir soru işareti giderilirken-Jeff&#8217;in pedofil olup olmaması sorusu- yerine yenisi geliyor, Donna&#8217;yı kim öldürdü diye. Bizim hayalgücümüze bırakılarak bitiriliyor film. Hayley evden çıkarken kapşonunu geçiriyor başına. Burada Kırmızı Başlıklı Kız masalına bir gönderme yapmış Slade. Kırmızı Başlıklı Kız&#8217;la kurt yer değiştirirlerse günümüzde o masal böyle biter işte diyor. Gerçi burada masum olan bir Kırmızı Başlıklı Kız yoktu ama neyse.</p>
<p>Tek mekanda çekilmesine rağmen sıkmaması en büyük artılarındandı. Bu yönden ışık, dekor, kamera açıları vs çok başarılıydı. Diyaloglar ise dolu doluydu. Bazı yerlerde tekrara düşse de iyi olduğunu düşünüyorum. Oldukça cesur bir film Hard Candy. Sıkılmadan izlenebilecek, düşündüren, sorular soran iyi bir film. Özellikle de böyle bir konuya dikkat çektiği için göz ardı edilmemeli. Ayrıca finalinde olağanüstü bir şarkıyla seyircisini selamlıyor:</p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=ZYv7GijfofE"><img src="http://img.youtube.com/vi/ZYv7GijfofE/2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=ZYv7GijfofE">Click here</a> to view the video on YouTube.</p>

<p>Not: Yazının başlığı Arda Cevahir&#8217;in kitabı Kırmızı Başlıklı Kurt&#8217;tan alınmıştır. Kitabın adı filmi meselesini oldukça iyi özetlemektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biletsiz.com/kirmizi-baslikli-kurt-hard-candy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karşıt Psikiyatri: Prozac Toplumu Üzerine</title>
		<link>http://biletsiz.com/karsit-psikiyatri-prozac-toplumu-uzerine/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=karsit-psikiyatri-prozac-toplumu-uzerine</link>
		<comments>http://biletsiz.com/karsit-psikiyatri-prozac-toplumu-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 19:32:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Kabak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaygan Zemin]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biletsiz.com/?p=7447</guid>
		<description><![CDATA[Psikiyatri bilimi. İnsan ruhunu anlama yolunda ileri bir adım mı yoksa bir yanılsama mı? Psikiyatri bilimine hiç de aşina olmayan bünyeler için, sadeleştirilmiş bir dille Psikiyatri nedir, Karşıt-Psikiyatri nedir anlatalım. Karşılaştırmasını yapalım. Anti-Psikiyatri sözcüğü, ilk olarak 1967&#8242;de İngiliz psikiyatrist David Cooper tarafından kullanıldı. Cooper, karşıt psikiyatri hareketinin isim babası ve lideri olmuştu. Karşıt Psikiyatri kısa sürede politik solun desteğiyle giderek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri bilimi. İnsan ruhunu anlama yolunda ileri bir adım mı yoksa bir yanılsama mı?</p>
<p>Psikiyatri bilimine hiç de aşina olmayan bünyeler için, sadeleştirilmiş bir dille Psikiyatri nedir, Karşıt-Psikiyatri nedir anlatalım. Karşılaştırmasını yapalım.</p>
<p>Anti-Psikiyatri sözcüğü, ilk olarak 1967&#8242;de İngiliz psikiyatrist David Cooper tarafından kullanıldı. Cooper, karşıt psikiyatri hareketinin isim babası ve lideri olmuştu. Karşıt Psikiyatri kısa sürede politik solun desteğiyle giderek büyüdü. Çünkü psikiyatrinin temel savlarını ve uygulamalarını eleştiren bu yeni görüş, ruhsal rahatsızlıkların fizyoloji kaynaklı değil de, toplumsal olduğunu savundu.</p>
<p>Görüşü biraz daha anlaşılır kılmak için &#8220;A Beautiful Mind&#8221; filmini örnek gösterebiliriz. Filmde yaşayan en büyük dehalardan kabul edilen, finansın babası John Forbes Nash&#8217;in şizofreniyle savaşı anlatılıyor. -Nash &#8220;Oyun Teorisi&#8221;nin yaratıcısıdır ve bu teoriyle Evrimsel Biyoloji&#8217;ye matematiksel bir soluk getirmiştir. Okuyucularımızın da bildiği gibi, Forbes dergisi bu amcamızın adını almıştır.- Nash, hiçbir psikiyatrik ilaç kullanmadan, şizofreni ataklarını kendi dehası ve iradesiyle atlatıyor. Bu da, Dr. Cooper&#8217;ın savunduğu gibi, şizofreninin fizyolojik bir rahatsızlık değil de, kişinin içinde yaşadığı &#8220;kişisel bir siyasi eylem&#8221; olduğunu kanıtlar nitelikte.</p>
<p>21. yüzyıl, bir nevi büyük buhran çağı. Yaşadığımız büyük buhran ne bir savaş, ne de finansal kriz. Bu buhran, kişinin kendi içinde yaşadığı dünyada kopan bir fırtına. Adı Klinik Depresyon.</p>
<p>Amerika&#8217;da Ulusal Sağlık Enstitüsü&#8217;nün 2008 tarihli raporu korkutucu sonuçlar sunuyor. [1] Amerikan Hastalık Önleme Merkezi CDC&#8217;nin de sonuçları gösteriyor ki, 2008 tarihli bu araştırmada, Amerika&#8217;da 21 milyon kişi depresyon tedavisi görüyor. Bu Amerikan nüfusunun %9&#8242;u gibi bir rakamı ifade ediyor. Dünya Sağlık Örgütü WHO&#8217;nun sonuçları ise dünya çapında 121 milyon insanın klinik depresyon tedavisi gördüğünü bildiriyor. Sonuçlar korkutucu değil mi? Ama merak etmeyin, Psikiyatri bu yüzden kuruldu.</p>
<p><strong>Psikiyatrinin Depresyonla İmtihanı</strong></p>
<p>Psikiyatri savunucuları der ki, depresyonun iki ana sebebi vardır. İlki, akli denge bozukluğundan kaynaklanan depresyon. İkincisi ise, &#8220;beyin kimyasallarındaki dengesizlik&#8221;.[2]</p>
<p>Bu nedenle psikiyatri bilimi, depresyonla antidepresan ilaçlar ve terapi tedavisi ile savaşır.<br />
<img class="alignleft" src="https://fbcdn-sphotos-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash4/231181_2053198527744_1177952423_2847739_6823924_n.jpg" alt="" width="385" height="420" /><br />
Depresyonun, beyin kimyasındaki bir takım değişimlerden ortaya çıktığı varsayımını kabul ederek, SSRI grubu ilaçları kullanırlar. SSRI nedir? Seçici Serotonin Geri Alım Engelleyicisi. Türkçesi şu. Vücudumuzda mutluluk hormonunun sentezlenmesinde yardımcı olan Serotonin&#8217;in kaybını azaltmak. Yani, mutluluk sentezlemek.</p>
<p>Ancak araştırmalar gösteriyor ki, SSRI grubu ilaçların zararı, yararına baskın geliyor. Çünkü ilaçlar, bireyde suisid (kendini öldürmek) ve homisid (başkasını öldürmek) eğilimleri artırıyor. [3]</p>
<p>Oturup şöyle bir düşününce, insanın aklına şu takılmıyor değil. Peki ya depresyona ya da şizofreni, bipolar bozukluk benzeri psikotik bozukluklara beyin biyokimyasındaki bozukluklar yol açmıyorsa? O zaman ne olacak?</p>
<p>Yani X işini etkileyen şey aslında Y değil. Ama biz X&#8217;teki problemi Y&#8217;yi değiştirerek çözmeye çalışıyoruz. Bu doğru olabilir mi?</p>
<p><strong>Prozac Toplumu<br />
</strong><br />
Amerikan nüfusunun %9&#8242;u gibi bir kitlenin depresyon tedavisi gördüğünden bahsettik. Dışarıdan bakınca çok korkunç, ama içine girdiğimizde aslında 21. yüzyılın neden prozac toplumuna dönüştüğünü daha iyi görüyoruz.</p>
<p>Prozac kelimesi aslında tüm mutluluk haplarını kasteden bir kısaltma. Kahveye nescafe, tuvalet kağıdı yerine selpak demek gibi. Prozac kavramının altında valium, xanax, seroxat, lityum, diazepam vesaireleri yatıyor.<br />
Her gün durmadan televizyondan, yazılı basından, internetten beynimize aşırı veri yüklemesi yapıyoruz. Sabah 8 akşam 5 işlerde çalışıyoruz. Gelirimiz giderimizi karşılamıyor. Sabahın köründe işe giderken uykumuzu açması için hazır kahveler içiyoruz. Yediklerimizin içinde E 333, polistiren ve çeşitli kanserojenler var. İnsanın hijyeni için kullandığı kağıt mendillerin bile kimyasal yolla ağartıldığını bilmesi beynini yoruyor. Zor işlerde az parayla çalışıp çocuklarımızı okutuyoruz. Onlar da büyüyüp kanser, kötülük ve depresif bir dünyada ayakta kalabilsin diye.</p>
<p>Her gün bu endişeleri taşıyan birinin depresyona girmesi çok da normal değil mi? Bunda ne var ki? Sadece bir mutluluk hapı atalım yeter. Gerçekten böyle mi? Bu kimyasallar bize mutluluğu vaat ederken bizden neler götürüyor.</p>
<p>Ne zaman prozac toplumu içinde hissetsem kendimi, Donovan&#8217;ın hüzünlü sesinden şu şarkı aklıma gelir.</p>
<blockquote><p>when i look out my window,<br />
many sights to see.<br />
and when i look in my window,<br />
so many different people to be<br />
that it&#8217;s strange, so strange.<br />
you&#8217;ve got to pick up every stitch,<br />
must be the season of the witch,</p></blockquote>
<p>Bilim ilerlemeli bir inceleme dalıdır. Felsefe gibi birikmeli değildir. Felsefede bir doğruya birden fazla yolla gidilebilir. Oturduğunuz sandalyenin varoluşunu ontolojik olarak beş bin farklı şekilde yalanlayabilir ya da doğrulayabilirsiniz. Ancak bilim, bir doğru ortaya koyduğunda, bir başka doğruyu yanlışlamış, onu çürütmüş olur.<br />
Bu nedenle bilimde her şey tartışılabilir olmalıdır. Her iki düşüncenin doğruluk payı da ölçülmeli, göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bilimsel savaşta, ancak bir doğru sağ kalır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1] NIMH Raporu: http://www.ehow.com/about_5367382_many-people-diagnosed-depression-year.html<br />
[2] The Myth of Biological Depression: http://www.antipsychiatry.org/depressi.htm<br />
[3] Ege Üniversitesi&#8217;nden Prof. Ahmet Çelikkol&#8217;un Radikal&#8217;deki yazısı: http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=1118<br />
Yardımcı kaynak, The Rise and Fall of Anti-Psychiatry: http://pb.rcpsych.org/content/19/12/743.full.pdf</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biletsiz.com/karsit-psikiyatri-prozac-toplumu-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Patti Smith ve Şürekası</title>
		<link>http://biletsiz.com/patti-smith-ve-surekasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=patti-smith-ve-surekasi</link>
		<comments>http://biletsiz.com/patti-smith-ve-surekasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 04:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Bakırbaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Tını Avcısı]]></category>
		<category><![CDATA[70s]]></category>
		<category><![CDATA[blondie]]></category>
		<category><![CDATA[cbgb]]></category>
		<category><![CDATA[david byrne]]></category>
		<category><![CDATA[Iggy Pop]]></category>
		<category><![CDATA[john cale]]></category>
		<category><![CDATA[lou reed]]></category>
		<category><![CDATA[new york]]></category>
		<category><![CDATA[patti smith]]></category>
		<category><![CDATA[Punk]]></category>
		<category><![CDATA[robert mapplethorpe]]></category>
		<category><![CDATA[talking heads]]></category>
		<category><![CDATA[television]]></category>
		<category><![CDATA[tom verlaine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biletsiz.com/?p=7489</guid>
		<description><![CDATA[Domingo Yayınevi&#8217;nden çıkan bir Patti Smith kitabı bana bu yazı için ilham verdi. 2010 yılında yayınlanan kitabı &#8220;Çoluk Çocuk &#8211; Just Kids&#8221; ile National Book Award&#8217;u kazanan ve Türk okuyucusu ile de buluşan, beğeni toplayan Patti Smith; bu sefer de &#8220;Hayalperestler &#8211; Woolgathering&#8221; isimli kitabı ile karşımıza çıktı. Aslında 1992&#8242;de ilk olarak basılan kitap bizlere biraz geç ulaşsa da, Domingo [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Domingo Yayınevi&#8217;nden çıkan bir Patti Smith kitabı bana bu yazı için ilham verdi. 2010 yılında yayınlanan kitabı &#8220;Çoluk Çocuk &#8211; Just Kids&#8221; ile National Book Award&#8217;u kazanan ve Türk okuyucusu ile de buluşan, beğeni toplayan Patti Smith; bu sefer de &#8220;Hayalperestler &#8211; Woolgathering&#8221; isimli kitabı ile karşımıza çıktı.</p>
<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2012/05/11/fft99_mf2257796.Jpeg" class="aligncenter" width="250" height="350" /></p>
<p>Aslında 1992&#8242;de ilk olarak basılan kitap bizlere biraz geç ulaşsa da, Domingo Yayınevi şömizli ve kalın kapaklı özenli basımı ile unutturuyor bize geç kaldığımızı. Ay başında kitabevlerinde yerini alan kitabı gerçekten tavsiye ediyorum. Şimdi asıl yazımıza dönersek;</p>
<p><strong>Patti Smith</strong> 1946 yılında dünyaya geldi, zorluklar içinde başlayan hayat mücadelesinde başına geleceklerden en ufak bir haberi yoktu. Başarıya uzanan yolculuğunda çoğu zaman yılsa da, kaderinde olması gerekenler bir şekilde dönüp dolaşıp onu buldu. Genç bir kızken, kendisinin de çok ses getiren kitabı &#8220;Çoluk Çocuk&#8221;ta da dediği gibi, başını derde sokan ve 20 yaşında hamile kalan Patti, bu büyük sorumluluğun getirileriyle yüzleşemeyip çocuğu evlatlık verdikten sonra hayatını düzene sokmak söz verir ve yaşamının ilerki dönemlerinde başarılı olmak için elinden gelen her şeyi yapar. 20 yaşında geldiği New York&#8217;ta, kader onu hayatında belki de en önemli yere sahip olucak insanla tanıştırır bir süre sonra; <strong>Robert Mapplethorpe</strong>. Patti&#8217;nin her daim yanında olacak ve şürekasının ilk halkasını oluşturacak temel isimlerden birisiydi. Patti çok yönlü bir sanatçı olarak başladı ve hala da öyle aslında. O zamanlar ona asıl şöhretini şarkı söylerek elde edeceğini söyleseydiniz büyük ihtimalle size garip garip bakar ve gülerdi. İlk başlarda yaptığı çizimler ve gerçekleştirdiği şiir okumaları ile çevre edinen Patti zamanlar şarkı sözlerine dönüştürdü eserlerini ve en sonunda da şarkı söylemeye başladı.</p>
<p>60&#8242;lar ve 70&#8242;lerde New York&#8217;un alternatif eğlence dünyasının merkezi Andy Warhol ve Fabrika ekibinden geçiyordu. 60&#8242;ların sonlarında New York&#8217;a gelen Patti ve Robert genç ve parasız olmaları dolayısıyla bu parıltılı çevreye kolayca adım atamadılar, uzun süre uğraşmaları gerekti. Aslında Patti&#8217;nin bu tarz çevrelere girmek gibi bir isteği yoktu fakat Robert Mapplethorpe için oldukça büyüleyici bir çevreydi Warhol ve arkadaşları. Her ne kadar 1968&#8242;deki vurulma olayından sonra Andy çok dışarı çıkmasa da, Robert ve Patti yavaşça o çevrenin içine girdi. 70&#8242;lerle birlikte başlayan ve birden yükselen punk akımı New York&#8217;u da etkisi altına aldı. 1973&#8242;te açılan ve zamanla bir efsaneye dönüşen <strong>CBGB</strong> ile eğlence dünyasının merkezi birden oraya kaydı ve Patti 70&#8242;lerde başlayan şarkıcılık kariyeri ile CBGB kitlesine dahil oluverdi. CBGB&#8217;nin açılımı Country, Blue Grass , Blues. Yani daha çok Amerika&#8217;nın güney eyaletlerine özgü olan müzik türünü icra etmek ve yaygınlaştırmak için açılmış bir yerdi ancak, açıldıktan 1 sene sonra rock, punk ve new-wave tarzında gruplara kucak açtı. Bunlar arasında Patti Smith&#8217;in de şürekasında olan, Television, Talking Heads, Blondie, Lou Reed, John Cale, Iggy Pop gibi isimler de mevcuttu. Benim de isteğim, bir süreliğine de olsa sizi New York&#8217;un 70&#8242;lerdeki çılgın eğlenceli günlerine götürebilmek, Patti Smith ve şürekası ile vakit geçirmenize yardımcı olmak. Fotoğraflar da desteklenen yolculuk için buyrun;</p>
<p><strong>Lou Reed &#8211; Perfect Day</strong></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=QYEC4TZsy-Y"><img src="http://img.youtube.com/vi/QYEC4TZsy-Y/2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=QYEC4TZsy-Y">Click here</a> to view the video on YouTube.</p>

<div id="attachment_7703" class="wp-caption aligncenter" style="width: 657px"><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/pattivelou.png"><img src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/pattivelou.png" alt="" width="540" height="300" class="size-full wp-image-7703" /></a><p class="wp-caption-text">Yıllar sonra yeniden, Smith ve Reed CBGB günlerinden sonra 2010 yılında.</p></div>
<p><strong>John Cale &#8211; Venus in Furs (Velvet Underground Cover)</strong></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=15GGl7vvGVg"><img src="http://img.youtube.com/vi/15GGl7vvGVg/2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=15GGl7vvGVg">Click here</a> to view the video on YouTube.</p>

<div id="attachment_7705" class="wp-caption aligncenter" style="width: 510px"><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_lr03ukHuBw1r06x9no1_500.jpg"><img src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_lr03ukHuBw1r06x9no1_500.jpg" alt="" width="500" height="334" class="size-full wp-image-7705" /></a><p class="wp-caption-text">John Cale, Patti Smith ve Lou Reed, New York, 1975</p></div>
<p><strong>The Stooges (Iggy Pop) &#8211; I Wanna Be Your Dog Live</strong></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=OM9b3uUQ2zI"><img src="http://img.youtube.com/vi/OM9b3uUQ2zI/2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=OM9b3uUQ2zI">Click here</a> to view the video on YouTube.</p>

<div id="attachment_7707" class="wp-caption aligncenter" style="width: 602px"><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/6195741336_15029d36cd_o.jpg"><img src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/6195741336_15029d36cd_o.jpg" alt="" width="400" height="400" class="size-full wp-image-7707" /></a><p class="wp-caption-text">Iggy Pop ve Patti Smith, 70&#039;lerde CBGB&#039;de</p></div>
<p><strong>Blondie &#8211; A Girl Should Know Better (Live at CBGB &#8211; 1975)</strong></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=bM3Kq0PtDrM"><img src="http://img.youtube.com/vi/bM3Kq0PtDrM/2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=bM3Kq0PtDrM">Click here</a> to view the video on YouTube.</p>

<div id="attachment_7709" class="wp-caption aligncenter" style="width: 462px"><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_lrjd2zYTjN1qiglsbo1_500.jpg"><img src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_lrjd2zYTjN1qiglsbo1_500.jpg" alt="" width="352" height="295" class="size-full wp-image-7709" /></a><p class="wp-caption-text">Deborah Harry ve  Patti Smith 70&#039;lerde</p></div>
<p><strong>Talking Heads &#8211; Psycho Killer (Live at CBGB &#8211; 1975)</strong></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=U3ppy7zteNE"><img src="http://img.youtube.com/vi/U3ppy7zteNE/2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=U3ppy7zteNE">Click here</a> to view the video on YouTube.</p>

<div id="attachment_7710" class="wp-caption aligncenter" style="width: 710px"><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/78cbgb.jpg"><img src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/78cbgb.jpg" alt="" width="550" height="340" class="size-full wp-image-7710" /></a><p class="wp-caption-text">Talking Heads grubu, CBGB&#039;nin arkasında, 1978</p></div>
<p><strong>Television &#8211; Double Exposure (Live at CBGB &#8211; 1974)</strong></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=_kO_t4h8H-o"><img src="http://img.youtube.com/vi/_kO_t4h8H-o/2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=_kO_t4h8H-o">Click here</a> to view the video on YouTube.</p>

<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_lvljfbN5SZ1r1qtvfo1_500.jpg"><img src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_lvljfbN5SZ1r1qtvfo1_500.jpg" alt="" width="500" height="326" class="aligncenter size-full wp-image-7711" /></a></p>
<div id="attachment_7713" class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_lwm7f9yt4x1qckm0wo1_1280.jpg"><img src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_lwm7f9yt4x1qckm0wo1_1280-300x193.jpg" alt="" width="300" height="193" class="size-medium wp-image-7713" /></a><p class="wp-caption-text">Television solisti Tom Verlaine ile Patti Smith 70&#039;lerde bir dönem sevgiliydiler.</p></div>
<p><strong>Patti Smith Group &#8211; Because The Night (Live at Paris &#8211; 1978)</strong></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=H4I2YEe4BFA"><img src="http://img.youtube.com/vi/H4I2YEe4BFA/2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=H4I2YEe4BFA">Click here</a> to view the video on YouTube.</p>

<p><strong>Patti Smith Group &#8211; We&#8217;re Gonna Have A Good Time Together (Velvet Underground cover &#8211; 1976)</strong></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=2-808ATQWK8"><img src="http://img.youtube.com/vi/2-808ATQWK8/2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=2-808ATQWK8">Click here</a> to view the video on YouTube.</p>

<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_lmec0jA6qa1qek6cno1_500.jpg"><img src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_lmec0jA6qa1qek6cno1_500-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" class="aligncenter size-medium wp-image-7763" /></a></p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/srhdfshjds.jpg"><img src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/srhdfshjds-300x249.jpg" alt="" width="300" height="249" class="aligncenter size-medium wp-image-7766" /></a></p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_ln1g0mx5jb1qka5ado1_500.jpg"><img src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/tumblr_ln1g0mx5jb1qka5ado1_500-229x300.jpg" alt="" width="229" height="300" class="aligncenter size-medium wp-image-7764" /></a></p>
<p><strong>Bonus: Patti Smith &#8211; Smells Like Teen Spirit (Nirvana Cover)</strong></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=M_ciiCyxOJA"><img src="http://img.youtube.com/vi/M_ciiCyxOJA/2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=M_ciiCyxOJA">Click here</a> to view the video on YouTube.</p>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biletsiz.com/patti-smith-ve-surekasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Black Mountain – Year Zero &#8211; The Original Soundtrack</title>
		<link>http://biletsiz.com/black-mountain-year-zero-the-original-soundtrack/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=black-mountain-year-zero-the-original-soundtrack</link>
		<comments>http://biletsiz.com/black-mountain-year-zero-the-original-soundtrack/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 00:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Utku Rıfat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[ambient]]></category>
		<category><![CDATA[black mountain]]></category>
		<category><![CDATA[Black Mountain – Year Zero - The Original Soundtrack]]></category>
		<category><![CDATA[electronic]]></category>
		<category><![CDATA[From Oceans To Autumn - Oath Of Eternals]]></category>
		<category><![CDATA[Helios - Moiety]]></category>
		<category><![CDATA[post metal]]></category>
		<category><![CDATA[post-rock]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biletsiz.com/?p=7715</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Black Mountain, tamamıyla yetmişli yılların ruhuyla müzik yapan; bunu 2000&#8242;li yıllara kusursuz bir şekilde uyarlayan bir topluluk&#8230; Lastfm&#8217;de indie, indie rock olarak etiketlenmiş olsa da, aslında grubun yapmış olduğu 70&#8242;li yıllara sadık kalarak, stoner, space rock ve psychedelic rock müziğin günümüze uygun adaptasyonu olarak da bahsedebiliriz. Bunu yaparken de, modern ve alternatif  yorum tarzından kaçınmayan topluluğun, an itibarıyla lastfm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/Black-Mountain-Year-Zero-608x608.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-7716" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/Black-Mountain-Year-Zero-608x608-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p>Black Mountain, tamamıyla yetmişli yılların ruhuyla müzik yapan; bunu 2000&#8242;li yıllara kusursuz bir şekilde uyarlayan bir topluluk&#8230; Lastfm&#8217;de indie, indie rock olarak etiketlenmiş olsa da, aslında grubun yapmış olduğu 70&#8242;li yıllara sadık kalarak, stoner, space rock ve psychedelic rock müziğin günümüze uygun adaptasyonu olarak da bahsedebiliriz. Bunu yaparken de, modern ve alternatif  yorum tarzından kaçınmayan topluluğun, an itibarıyla lastfm üzerinde kayıtlı 180.000&#8242;in üzerinde dinleyicisi bulunuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2012 tarihli son çalışmaları &#8221;Year Zero&#8221; aslında bir film müziği çalışması. Albümde beşi yeni, dört tanesi de eski albümlerinden olmak üzere, toplam dokuz parça bulunuyor. Önceki çalışmalarındaki tarzını koruyan grup, yine kendinden bahsettirecek bir albüme imza atmış. Albümü bugün defalarca dinledim ve hiç sıkılmadım. Daha önceki albümlerde yer almayan, beş parçadan iki tanesini burada paylaşmak istiyorum.  Albümün bir soundtrack çalışması olduğunu göz önüne alırsak, oldukça başarılı ve müzikal açıdan başarıyla kotarıldığını söyleyebilirim.</p>
<div class="myvideotag" style="width: 640px;"><iframe width="640" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/aop943d1xGM" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></div>
<div class="myvideotag" style="width: 640px;"><iframe width="640" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/b2eOVXJ69n8" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></div>
<p><a href="http://www.discogs.com/Black-Mountain-Year-Zero-The-Original-Soundtrack/release/3511790">http://www.discogs.com/Black-Mountain-Year-Zero-The-Original-Soundtrack/release/3511790</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/helios-moiety_cover_800.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-7717" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/helios-moiety_cover_800-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p>Helios &#8211; Moiety</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Adını mitolojiden alan Helios, bir güneş tanrısı; ilk albümünü 2004 çıkarmış olan Helios ise, ambient, electronic, idm ve downtempo etiketleriyle bilinen, Keith Kenniff tarafından oluşturulmuş bir proje&#8230; Yer yer post rock izlerine de rastlayabildiğimiz &#8221;Moiety&#8221; isimli çalışma, diğer albümlerinde olduğu gibi dinleyene huzurun da ötesini vadediyor, neredeyse. Sekiz parça ve toplam yirmi yedi dakikalık süresiyle, zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağımız güzellikte bir albüm karşımızda. Bana, sadece anın tadını çıkarmamız gerektiğini hissettiren bu çalışma, duyguların ön planda tutulduğu ve düşündürücü yapısıyla, son zamanlarda gecelerime renk kattı ve beni düşünmeye sevk etti diyebilirim.</p>
<div class="myvideotag" style="width: 640px;"><iframe width="640" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/Okmy5FfRUg0" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></div>
<p><a href="http://www.discogs.com/Helios-Moiety/master/432295">http://www.discogs.com/Helios-Moiety/master/432295</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/80417629-1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-7718" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/80417629-1-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>From Oceans  To Autumn &#8211;   Oath Of Eternals</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>From Oceans To Autumn, Amerikalı bir post rock grubu&#8230; Post rock müziğin sert türevlerinden olan post metal ve zaman zaman &#8221;sludge&#8221;a da göz kırpan bu topluluk, enstrümantal parçalardan oluşan, bir saati aşan süresiyle de dikkat çeken &#8221;Oath of Eternals&#8221; adlı çalışmayla karşımızda. Hiçliğin nehrine, progressive; zaman zaman da karanlık bir atmosferle uzanan albüm, deneysel rock dinleyicileri için biçilmiş kaftan&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="myvideotag" style="width: 640px;"><iframe width="640" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/AnoJkLS2o1s" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></div>
<p><a href="http://fromoceanstoautumn.bandcamp.com/releases">http://fromoceanstoautumn.bandcamp.com/releases</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/R-3538401-1334408316.jpeg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-7775" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/R-3538401-1334408316-300x273.jpg" alt="" width="300" height="273" /></a></p>
<p>World&#8217;s End Girlfriend &#8211; Starry Starry Night</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu hafta kısaca bahsedeceğim bir diğer albüm de &#8221;World&#8217;s End Girlfriend&#8221;in &#8211; Starry Starry Night olacak&#8230; Starry Starry Night da, yukarıda örnek verdiğim Black Mountain gibi, bir film müziği çalışmasından oluşuyor. Filmi izlemesem de, &#8221;soundtrack&#8221;te inanılmaz parçalar bulunuyor. World&#8217;s End Girlfriend, post rock müziğin, neo classical tarzına yakın bir müzisyen. Tek kişiden oluşmasına rağmen, muazzam bir çok seslilik mevcut çalışmalarında. Post rock ve neo classical müziklerin yanı sıra, electronic ve jazz etkileşimlerin de yer aldığı Starry Starry Night albümü, düşündürücü ve son derece huzur verici, kesinlikle dinlenesi bir çalışma.</p>
<div class="myvideotag" style="width: 640px;"><iframe width="640" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/SX-FMl_Pq9I" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></div>
<p><a href="http://www.discogs.com/Worlds-End-Girlfriend-Starry-Starry-Night-Soundtrack/release/3538401">http://www.discogs.com/Worlds-End-Girlfriend-Starry-Starry-Night-Soundtrack/release/3538401</a></p>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Starry_Starry_Night_(film)">http://en.wikipedia.org/wiki/Starry_Starry_Night_(film)</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biletsiz.com/black-mountain-year-zero-the-original-soundtrack/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seyir Defteri (29 Nisan- 12 Mayıs)</title>
		<link>http://biletsiz.com/seyir-defteri-29-nisan-12-mayis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=seyir-defteri-29-nisan-12-mayis</link>
		<comments>http://biletsiz.com/seyir-defteri-29-nisan-12-mayis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 22:35:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İskender Ünal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Sinemaseverin Seyir Defteri]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Filmleri Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Modern]]></category>
		<category><![CDATA[İz-Reç]]></category>
		<category><![CDATA[Kanikosen]]></category>
		<category><![CDATA[Laura]]></category>
		<category><![CDATA[Len Bias]]></category>
		<category><![CDATA[Leni Riefenstahl]]></category>
		<category><![CDATA[Olympia 2. Teil-Fest der Schönheit]]></category>
		<category><![CDATA[pera müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sui Yuet San Tau]]></category>
		<category><![CDATA[The Last House on The Left]]></category>
		<category><![CDATA[Una Vida Sin Palabras]]></category>
		<category><![CDATA[Yengeç Gemisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biletsiz.com/?p=7451</guid>
		<description><![CDATA[Selçuk Altun&#8217;un sahaf safarilerinin yanında Karaköy&#8217;den Taksim&#8217;e çıkışın karşılığı olabilecek bir sahaf gezisi sırasında yurtdışındaki çeşitli festivallerin kataloglarına denk geldim. Bu katalologları karıştırırken film çeşitliliği iştahımı kabarttı. Türkiyeli seyirciler olarak bu havuzun çok cüzi bir miktarından faydalanabildiğimiz gerçeği ile yüzleştim. Bu girişe neden olan şey ise vizyon filmlerinin tekdüzeliği. Az salonlu, alternatif filmler gösteren sinemaların kapandığı, çok ama boş filmlerle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuk Altun&#8217;un sahaf safarilerinin yanında Karaköy&#8217;den Taksim&#8217;e çıkışın karşılığı olabilecek bir sahaf gezisi sırasında yurtdışındaki çeşitli festivallerin kataloglarına denk geldim. Bu katalologları karıştırırken film çeşitliliği iştahımı kabarttı. Türkiyeli seyirciler olarak bu havuzun çok cüzi bir miktarından faydalanabildiğimiz gerçeği ile yüzleştim. Bu girişe neden olan şey ise vizyon filmlerinin tekdüzeliği. Az salonlu, alternatif filmler gösteren sinemaların kapandığı, çok ama boş filmlerle dolu salonların istila ettiği sinema evreninde haliyle bahsettiğim çeşitliliği göremiyoruz. Yüzlerce kopyayla giren boş beleş Hollywood filmleri, Türkiye sinemasının kötülükte birbiriyle yarışır nitelikteki filmleri keyfimizi kaçırıyor. Nitelikli Türkiye sineması örnekleri salon bulmazken Avrupa, Asya, Güney Amerika sinemaları vizyona çok nadir uğruyor. Pera Müzesi ve İstanbul Modern&#8217;in programları işte bu noktada önem arz ediyor. Almanya, İspanya, Hong Kong, Avustralya, Kanada, Portekiz, Venezuela, Ekvador gibi ülkelerin sinemalarının son dönem ürünlerine yer vermeleri, toplu gösterimleri, sergilerle paralel etkinlikleri bu iki müzenin yerini perçinliyor gönlümüzdeki. İstanbul Modern&#8217;de devam eden Hong Kong filmleri gösterimlerinin yanı sıra programı henüz açıklanmasa da Pera Müzesi tarafından Peru filmleri gösterimi yapılacak önümüzdeki ay. Festival sevicilikten uzaklaşıp, festival haricinde de bu tarz alternatif sinema etkinliklerini takip etmek sinemasal evrenin çeşitliliğini görmek açısından ehven.</p>
<p>Seyir defterini yazamadım geçen hafta. Bu hafta da geciktik. Önümüzdeki haftadan itibaren gününde ve saatinde yayında olacağını ekleyelim ve şu tembellikten kurtulalım.</p>
<p><strong>İz-Reç</strong> (2011)</p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_446311.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7676" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_446311-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" /></a>Tayfur Aydın&#8217;ın ilk uzun metraj filmi İz tek kopyayla vizyona girmiş, İstanbul&#8217;da iki hafta oynamış ve ardından Anadolu&#8217;nun yolunu tutmuştu. İstanbul Film Festivali&#8217;nde en iyi müzik ve jüri özel ödülünü alan filmi Yeşilçam Sineması&#8217;nda yakaladım, gittim, gördüm, beğendim.</p>
<p>İz, Türkiye toplumunun yaralarından birine parmak basıyor. Filmin açılışında bir hastanedeyiz. Yaşlı bir kadın hastanedir ve çocuklarına annelerinin ölmek üzere olduğu söylenir. Filmimizin ana eksenini oluşturacak konuyla bu şekilde tanışırız. Şeristan doksanlı yıllarda zorunlu olarak göç ettirilen sekseninde bir kadındır. Oğlunun yanında yoksullukla cebelleşerek yaşamaktadırlar. Şeristan&#8217;ın torunlarından Hevi, Mimar Sinan&#8217;da okumakta, &#8216;beyaz Türk&#8217; bir kızla ilişki yaşamaktadır.  Oğluna (Mirza-Necmettin Çobanoğlu) doğduğu topraklara gitmek istediğini söyler (hastalığından habersiz, bir önseziyle) ve yolculuk başlar. Hevi babasının beraber gitme teklifini reddetse de baba baskın çıkar.</p>
<p>Geldikleri gibi trenle gitmek daha cazip gelmiştir. Trenle dönüş göç olgusunun karşılığı gibidir adeta.  Edebiyatta ve sinemada &#8216;başarısız&#8217; olmuş metropol yaşantısından sonra yenilginin simgesidir. Surcos (1951), Gurbet Kuşları filmlerinde örneği gördüğümüz bu durum İz&#8217;de de yineleniyor. Şeristan, Mirza, Hevi İstanbul&#8217;dan Batman&#8217;a doğru yola çıkarlar. Alabildiğine uzanan topraklarda puslu hava eşlik eder karakterlerimize. Bu süreçte hakim olan hüzne eşlik eden baba-oğul çatışmasıdır. Oğlunun &#8216;şehirli&#8217; havaları, babanın feodal karakteri çatışmanın eksenini oluşturmaktadır. Şeristan&#8217;ın Diyarbakır&#8217;da ölmesinin ardından bu çatışma arka planda devam ederken &#8216;büyük yolculuğa&#8217; başlarız. Temin edilen tabutla köye ulaşma çabası, bölgenin siyasal, toplumsal dokusunu gördüğümüz bölümlerle devam ediyor. Köy korucularının devletten çok devletçi tavırları, Mirza&#8217;nın vakıf olduğu sırrın tesiriyle tabutu köye taşıma inadı, dağların, karların arasından &#8216;vuslata&#8217; erişi seyrediyoruz.</p>
<p>Yirminci yüzyıl Türkiyesi&#8217;nde yaşanan iki büyük dramı birleştiren filmin sakin, dingin, gösterişten uzak, laf ebeliği yapmayan anlatımı filmin artıları. Filmin hakim rengi karanlık tonlar. Atmosferin karanlığıyla uyuşacak cinsten. Oyunculuklar da Necmettin Çobanoğlu her zaman olduğu gibi iyi. Yaşanan acıların bitmeden, tükenmeden, gerçekleri kafamıza kafamıza çakarak anlatılmasının devamını dilemek hakkımız. İzleyiniz, izletiniz.<strong> (3.25/4.0)</strong></p>
<p><strong>Olympia 2. Teil-Fest der Schönheit (Olympia Part Two: Festival of Beauty-1938)</strong></p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_10159.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7677" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_10159-193x300.jpg" alt="" width="193" height="300" /></a>Leni Riefenstahl çok büyük sinemacı. Bunun lamı cimi yok. Büyük, kusursuz yeteneğini Nazi rejimi altında, alçak rejimin propagandasını yaparak harcamış olması üzüntü veriyor. Naziler iktidara gelmeden önce çektiği filmi Das Blaue Licht (1932) ile yeteneğini ortaya koyan yönetmen rejimin çöküşüne kadar herhangi bir kurmaca film çekmemiş, propaganda belgeselleri çekerek kitlelerin faşizme kayışının kanlı canlı tanıklığına imza atan belgeseller ortaya koymuş. Bu belgesellerin insanı hayran bırakacak düzeyde kaliteli, etkileyici, düzenli, kusursuz olduğunu ekleyelim. Day of Freedom (1935) yirmi sekiz dakikalık bir kısa film. Nürnberg&#8217;deki parti kongresinin askeri açıdan kayda alınmış hali. Triumph des Willens (İradenin Zaferi-1935) ise sinema tarihinin en unutulmaz yapıtlarından biri. Nazizmin, faşizmin &#8216;kitle ruhunu&#8217; bütün çıplaklığıyla gösteren, halkın büyülenmiş görüntüleriyle süslü, tepeden çekimlerle, geniş alanlara yayılan kusursuz düzeni, cinnete giden, cinayete giden atmosferi görmemiz açısından günümüze kalmış bir miras.</p>
<p>Riefenstahl&#8217;in ustalığının kanıtı olan diğer bir belgesel de iki bölüm halinde görücüye çıkan 1936 Berlin Olimpiyatları&#8217;nın belgeseli. Yenilikçi kamera hareketleriyle spor filmlerinin hatta belgesel sinemanın en nev-i şahsına münhasır, en kaliteli örneklerinden her iki bölüm de. Birinci bölümünde olimpiyatların Antik Yunan geçmişi gürbüz &#8216;ari ırktan&#8217; insanların canladırması ile paralel olimpiyat yarışmalarıyla aktarılıyordu. Bu paralellik öylesine kusursuz bir şekilde işleniyor ve &#8216;ari ırkın üstünlüğü&#8217; çaktırmadan, inceden inceye yansıtılıyor.</p>
<p>Belgeselin ikinci bölümü ise Antik Yunan teması çok seyrek işleniyor ve yarışmalara ağırlık veriliyor. Kürek, eskrim, çim hokeyi, yelken, boks, binicilik, cimnastik, heptatlon, pentatlon gibi branşlardaki yarışmaları izliyoruz. Alman spikerin anlatımı eşliğinde İtalyan, Alman sporcuların ön planda olduğu görüntülerle olimpiyat heyecanını yaşıyoruz. Türkiyeli sporcular da arada görünüyor. Mesela binicilik ve yelken müsabakalarında Türkiyeli sporcu görmek mümkün. Özellikle binicilik müsabakaları çok ilginç zira parkur aşırı derecede zorlayıcı, düşen düşene.</p>
<p>İlk bölüm katıksız bir başyapıt. İkinci bölümün de ondan aşağı kalır yanı yok. <strong>(3.25/4.0)</strong></p>
<p><strong>Laura (1944)</strong></p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_993.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7678" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_993-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Otto Preminger imzalı film-noir örneği Laura türün iyi örneklerinden. Bu janrın filmlerinden bahsetmek bütün o alavereyi dalavereyi akılda tutmak bir hayli zor. Filmler sürükleyici, entrika dolu, ters köşe açısından sıkıntı çekmeyen yapımlar olunca seyirci keyifli dakikalar yaşıyor. Laura da aynı keyfi veriyor. Gösterişçi karakterler, külyutmaz detektifler, femme fataller, masum kadınlar, bilgiç adamlar hepsi bu filmde de mevcut. Sürprizli yapıyı, keyfi kaçırmamak adında deşifre etmeyelim. Dönemin aranan oyuncusu Dana Andrews ( Hayatımızın En Güzel Yılları, <a href="http://biletsiz.com/bir-sinemaseverin-seyir-defteri-20-26-kasim/">The Ox-Bow Incident</a>) dedektif rolünde, bol ceketi ile (filmdeki kıyafetlerin özellikle erkeklerin kıyafetlerinin dönemin modasını yansıttığını söyleyelim. Çok Çirkinmiş yahu.) arz-ı endam ediyor. İzleyiniz. <strong>(3.0/4.0)</strong></p>
<p><strong>Una Vida Sin Palabras (Dilsiz Bir Hayat-2011)</strong></p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_49261.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7679" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_49261-214x300.jpg" alt="" width="214" height="300" /></a>İstanbul Film Festivali&#8217;nde de gösterilen belgeselin en ilginç özelliği Türkiye-Nikaragua ortak yapımı olması. İşçi Filmleri Festivali kapsamında gördüm filmi. Filme geçmeden festivalle alakalı bir şey söyleyelim.</p>
<p>İşçi Filmleri Festivali yedinci yıla ulaşan birikimine rağmen hâlâ İstanbul&#8217;daki festivaller arasında en çok aksaklığın yaşandığı festival olma özelliğini sürdürüyor. Yıllardır düzelemeyen aksaklıklar, sarkmalar, iptaller festivalini takibini güçleştirirken, takip etme şevkini kaçırıyor. Bu yılki festivalde dikkat çeken diğer bir mevzu ise sendikalı oldukları için işten çıkarılan işçilerle günde gelen Bilgi Üniversitesi&#8217;nde İşçi Filmleri Festivali gösterimlerinin olması. En azından benim açımdan etik dışı bir davranış olarak görünüyor bu durum. Bu yılki festivalin daha ilk gününde ilk seanstaki filmin kopyası (dvd kopyası) ulaşmadığı için film iptal edildi ve çok az film izlemem için vesile oldu.</p>
<p>Dilsiz Bir Hayat Nikaragua&#8217;da izole bir yerleşim biriminde kendi geliştirdikleri bir dille iletişim kuran dilsizlerin &#8216;eğitilme&#8217; çabalarını anlatıyor. Dışardan müdahil olan eğitmenin başarısızlığa doğru giden çalışmalarını izliyoruz. Ortalama bir belgesel.<strong> (2.0/4.0)</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kanikosen (Yengeç Gemisi- 1953)</strong></p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_50626.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7680" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_50626-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>İşçi Filmleri Festivali&#8217;nin en büyük katkısı bu oldu. Bu pek bilinmeyen Imdb&#8217;de dahi dokuz kullanıcının oyladığı bu japon filmi bir roman uyarlaması. Film vasıtasıyla öğreniyoruz ki Japon proleterya edebiyatın önde gelen temsilcilerinden Kobayashi Takiji’nin eserinden uyarlanmış.</p>
<p>Yengeç Gemisi ismiyle müsemma bir film.Yengeç avı için Kamçatka Yarımadası&#8217;nda giden geminin hazırlıkları ile açılan film gemideki işçilerin şirket ve gemi yönetici tarafından sömürülüşünü, çektirilen eziyetleri, hak kayıplarını, dayakları, sefaleti, hasreti, anlatıyor. Yengeç avı, yengeçlerin işlenip konserve haline getirildiği sahneler oldukça ilginç. Film mesajlarını doğrudan veriyor. Kimi zaman gözümüze gözümüze sokarak. Karakterlerin özellikleri çok keskin. Kötüler dibine kadar kötü. İşçilerin sefaletini, 1920lerin azılı sömürge ortamında, Hirohito devri Japonyası&#8217;nın milliyetçi atmosferini yansıttığı kısımlar da dikkata çekici. Milliyetçiliğin gazlayıcı unsur olarak kullanıldığını, gazın coğrafyasının olmadığını görüyoruz. İlginç bir film. Tek handikapı yukarıda bahsettiğim fazlaca göze sokulan bölümler ve karakterlerin tek tip oluşu. Bilinmeyen bir filmi seyretmiş olmanın hazzı ise bambaşka.<strong>(2.5/4.0)</strong></p>
<p><strong>Diyet (1974)</strong></p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_3843.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7681" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_3843-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Diyet güncellikle zamansızlığı harmanlayan bir Lütfi Akad filmi. Yetmişli yılların politik atmosferinin bir fabrikadaki yansımasını gördüğümüz filmde sendikalı olmanın önemi vurgulanırken toplumun bir kesiminde egemen olan ekmek veren el kutsaldır mevzusunun yansımalarını görüyoruz. İşverenin, yardakçıkların, örgütlenme mücadelesinin, mükadderatçı kafanın analizi yapılıyor filmde. Önemli oyuncuların önemli performanslarının eşlik ettiği filmin öyküsü bilindik. Üçlemeyi ele alan ayrı bir yazı söz konusu olduğu için filmi izlemenizi tavsiye edelim. Duvarlarda yazılama aradım ama numunelik de olsa yoktu. Filmin eksiklerinin başında bu geliyordu. Üçlemenin diğer iki filmini izledikten sonra derli toplu anlatırız derdimizi. <strong>(3.0/4.0)</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> Len Bias (2009)</strong></p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_50965.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7682" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_50965-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Ntv Spor&#8217;un spor belgesellerinden arada sıra bahsediyoruz. Bu kuşakta gösterilen belgesellerin temel handikapı ilgi çekici sporcu öykülerini ekrana taşırken konuşan kafalar ekolünün dışına çıkamayışı. Len Bias da aynı dertten muzdarip.</p>
<p>Len Bias&#8217;ın öyküsü başlı başına film konusu. 1986 yılındaki Nba draftında ikinci sırada seçildikten iki gün sonra aşırı dozdan hayatını kaybeden basketbolcunun trajik öyküsünü ailesi ve arkadaşlarının ağzından dinliyoruz. Bu ölümün ardından afro-americanlara yönelik     cadı avını da içine katmış belgesel. (uyuşturucu ile mücadele adına). Nba içerikli dergilerdeki yaşam hikayesi bölümlerinin ötesine gidemeyen bir belgesel olmuş. <strong>(1.5/4.0)</strong></p>
<p><strong>The Last House on The Left (1972)</strong></p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_2856.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7683" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_2856-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" /></a>2009 yılında yeniden çevrimi yapılan  Wes Craven filmi istismar sinemasının en bilinen örneklerinden. Şiddet pornosu nitelemesi hak eden bir film.</p>
<p>Hapishaneden kaçan dört azılı suçlunun iki genç kızı kaçırıp işkenceler eşliğinde öldürmesini anlatan filmin şiddet pornosuna yönelen sahnelerinin yanı sıra dönemin özgürlükçü jenerasyonunun da karşısında olduğunu, gerici bir yapı teşkil ettiğini, muhafazakar Amerikan yaşantısının savunuculuğunu üstlendiğini söylemek yanlış olmaz. İki genç kızın konser öncesinde kafalarını güzelleştirmek amacıyla ot ararken tuzağa düşmeleri, anne babanın sözünü dinlemez, onlara sözlerini kulağa küpe etmezsen başına bunlar gelir şeklindeki yorumlanabilecek sahneleri, bir sahnede görülen hippilerin filmin öyküsünde can alıcı bir noktaya tekabül eden kısımdaki gösteriliş biçimleri bir araya geldiğinde karşımızda bilgiç bir öğretmen edasıyla parmak sallayan bir Wes Craven olduğu düşüncesi akla geliyor. Kötü oyunculuklar, çiğ diyaloglar tuz biber oluyor. Bir noktadan sonra filmi ileriye sararak izledim. Çöp film. <strong>(0.75/4.0)</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sui Yuet San Tau (Gökkuşağının Yankısı-2010)</strong></p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_23031.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7684" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/thumb_23031-202x300.jpg" alt="" width="202" height="300" /></a>İstanbul Modern&#8217;deki Hong Kong filmleri seçkisinin açılış filmi Gökkuşağının Yankısı. Sezgilerim seçkinin en iyisinin bu olabileceğini söylüyor. Altmışlı yıllarda İngilizlerin hakimiyetindeki Hong Kong&#8217;da geçen film duygusal tonuyla ve bu tonu abartmadan izleyiciye yansıtışıyla dikkat çekiyor. Anaakım sınıfına sokulabilecek eli yüzü düzgün bir örnekle karşı karşıyayız.</p>
<p>Bir aile filmi Gökkuşağının Yankısı. İki kısma ayrılıyor ilk kısımda aileyi tanıyoruz ailenin en küçük ferdinin gözünden. Anne ve baba ayakkabı yapıp satmaya çalışırlerken, bir taraftan da rüşvetçi İngilizlerle uğraşıyor. Kıt kanaat geçiniyorlar ve büyük oğullarının okul taksitlerini yatırmak için gecelerini gündüzlerine katıyorlar. İkinci bölümde büyük oğlun lösemi oluşunun verdiği sarsıntının yansımalarını görüyoruz. Çift birbirine tutunarak ayakta kalmaya çalışırken, küçük çocuğun dünyasında bu süreci algılaşıyışını izliyoruz.</p>
<p>Kasırga sahnesi filmin güzel yanlarından ama filmin asıl öne çıkan tarafı kolaylıkla duygu sömürüsüne kaçabılecek, ince bir çizgide seyreden öykünün bu handikabını ortadan kaldırabilmiş oluşu. Bu yanıyla ilgiyi hak ediyor. Şans verilebilir. <strong>(2.5/4.0)</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son dönem Türkiye sinemasının önemli isimlerinden, yetenekli sinemacı Seyfi Teoman&#8217;ı kaybettik. Tatil Kitabı ve Bizim Büyük Çaresizliğimiz gibi iki büyük filmi sinemaseverlere armağan ederek aramızdan ayrılan Seyfi Teoman&#8217;ı saygıyla selamlıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1></h1>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biletsiz.com/seyir-defteri-29-nisan-12-mayis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>El Violin: Müziğin Bittiği Nokta</title>
		<link>http://biletsiz.com/el-violin-muzigin-bittigi-nokta/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=el-violin-muzigin-bittigi-nokta</link>
		<comments>http://biletsiz.com/el-violin-muzigin-bittigi-nokta/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 22:13:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Canberk Ulusan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Ángel Tavira]]></category>
		<category><![CDATA[Cannes]]></category>
		<category><![CDATA[Dagoberto Gama]]></category>
		<category><![CDATA[El Violin]]></category>
		<category><![CDATA[Francisco Vargas]]></category>
		<category><![CDATA[Gerardo Taracena]]></category>
		<category><![CDATA[Keman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biletsiz.com/?p=7655</guid>
		<description><![CDATA[Meksika, genel izleyici kitlesi üzerinde daima sınırın öte tarafı algısı uyandırmıştır. ABD’nin kanunsuz komşusudur. Meksika ve Latin Amerika sinemasının varlığıyla birlikte neyse ki Güney Amerika’nın gidip göremediğimiz, yalnızca okumak ve izlemekle bilgi edinebildiğimiz dünyasına öz kaynaklardan ulaşma imkanı buluyoruz. El Violin de (Keman) Francisco Vargas yönetimindeki önemli bir örnek. Meksika’da köylülerin, ekonomik varlıklarını sürdürebilmek için büyük çiftlik sahiplerine, ‘’toprak ağalarına’’  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/el-violin-poster.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-7658" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/el-violin-poster-724x1024.jpg" alt="" width="337" height="475" /></a></p>
<p>Meksika, genel izleyici kitlesi üzerinde daima sınırın öte tarafı algısı uyandırmıştır. ABD’nin kanunsuz komşusudur. Meksika ve Latin Amerika sinemasının varlığıyla birlikte neyse ki Güney Amerika’nın gidip göremediğimiz, yalnızca okumak ve izlemekle bilgi edinebildiğimiz dünyasına öz kaynaklardan ulaşma imkanı buluyoruz. El Violin de (Keman) Francisco Vargas yönetimindeki önemli bir örnek.</p>
<p>Meksika’da köylülerin, ekonomik varlıklarını sürdürebilmek için büyük çiftlik sahiplerine, ‘’toprak ağalarına’’  karşı olan mücadelesinin, varlığı güçlünün haklarını korumak olan ordusu ile giriştiği gerilla mücadelesi üzerine kurulmuş bir yapım. Filmimiz, ailenin büyük babası Plutarco Hidalgo(Angel Tavira), gerilla savaşçısı oğlu Genaro (Gerardo Taracena) ve en küçüğü Lucio (Mario Garibaldi) etrafında dönüyor. Üç kuşağın yaşam mücadelesini daha çok Plutarco’nun gözünden deneyimleme imkanı bulurken küçüğümüzle de yer yer filmin olması gereken sıcak atmosferini yakalıyoruz.</p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/El_Violin_2.jpg"><img class="alignleft  wp-image-7657" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/El_Violin_2.jpg" alt="" width="358" height="202" /></a>El Violin, başlangıç itibariyle oldukça sert bir giriş yapıyor. Bu sahnelerle birlikte bizi çok ağır bir filmin karşılayacağı beklentisini kazanıyorsak da filmin devamı, beklenilenin aksine, minimum şiddet ögesiyle varlığını sürdürüyor ancak hep bir olumsuz gelişme beklentisiyle filme devam ediyoruz. Olaylar bir noktadan sonra üç jenerasyonun ekseninden çıkıp Plutarco ve köyünü kontrol altına alan kumandanın eksenine giriyor. İşte bu noktada filmimize adını veren o keman, hak ettiği seviyede karşımıza çıkıyor. Adeta kendi başına bir baş rol oluyor ve olaylar üzerine etki ediyor.</p>
<p>Kemanımız bir yerde ekmek kapısı vazifesini görürken, farklı şartlarda, gerilla mücadelesinin önemli bir destekçisi, ayrı dünyaların iki insanı arasındaki bir köprü oluyor.  Müziğin bağlayıcı, destekleyici ve hayat kurtarıcı özelliklerini gerçek anlamda görüyoruz. Don Angel Tavira’nın gerçek hayatta da bir eli sakat olan bir kemancı olmasından dolayı oldukça başarılı ve gerçekçi bir oyunculuk izliyoruz. Yer yer yüzüne yansıyan donuk ifadeyi, ilerlemiş yaşına ve ilk deneyimine veriyorum.</p>
<p>El Violin’in bir başka özelliği de zaman algısını yok ettiği yönü. Belirli bir zamana uygun özellikler göstermemekle birlikte geçmişte yaşananlara verilmiş uygun bir cevap, geleceğe uygun bir uyarı niteliği taşıyor denebilir. Siyah-beyaz çekilmesiyse çarpıcı olma yolunda atılmış bir adım olduğu söylenebilir. Ayrıca Fernando de Fuentes sineması ve türevlerinin yanında olunduğuna dair bir atıf niteliği kazandırdığı da söylenebilir. Meksika ve Zapatista ikilisi varlığını sürüdüyordur belki de.</p>
<p>Filmimizin önemli bir eksiğiyse sağlam bir temeli olmasına rağmen hikayeyi yan dallarla sarıp sarmalayamaması. Özellikle Genaro ve beraberindekilerin bir yerden sonra varlığını sürdürmemesi ve hikayenin tamamen Plutarco’nun köye gidiş-gelişleri üzerinde durması, içine rahatlıkla girebildiğimiz halde bir boşlukla karşılaşmamıza neden oluyor diyebilirim.</p>
<p>Bir noktadan sonra ülkemizin önemli bir gerçeğiyle taşıdığı benzerliğe dikkat etmemek mümkün değil. Basılıp boşaltılan köyler, öldürülen insanlar ,<a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/el-violin-1.jpg"><img class="alignright  wp-image-7659" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/el-violin-1.jpg" alt="" width="374" height="239" /></a> dağa çıkan gerillalar Türkiye gerçekleriyle büyük benzerlikler taşıyor. Olay insan olmakta değil. Filmde de söylendiği gibi kıskançlık ve tutku sahibi olmakta. Üniformalı olmanın veya üniformasız olmanın bir anlamı yok. Bir daha düşünmekte fayda var. Film, finalindeki küçük ama önemli bir detayıyla mücadelenin devamına yönelik oldukça başarılı bir noktaya sert bir şekilde parmak basıyor. ‘’Müziğin bittiği’’ yerdeyse acı bir şekilde yutkunmadan edemiyorsunuz.</p>
<p>El Violin, başarılı yönleriyle birlikte fazla  beklentiyle deneyimlenmemesi gereken bir yapım. Belki de olayların ele alınış yönünden ancak bu çıkıyordur. Yine de aldığı ödüller ve davasını ortaya koyuşundaki sağlam kişiliği filme olan saygıyı katbekat arttırıyor.  Don Angel Tavira’ya Cannes Film Festivali&#8217;nde verilen en iyi erkek oyuncu ödülüyse hem rolün doğallığı ve karakterin gerçekliğine hem de oyuncunun ilerlemiş yaşına rağmen ortaya koyduğu performansa karşılık denebilir.</p>
<p>Özellikle Meksika’dan her biri fotografik özellikte ve güzellikteki manzaralarıyla, kameranın kullanımı ve açılarıyla, meraklılarına tavsiye edebileceğim bir film oldu El Violin. Latin Amerika sinemasına 2005’te verilmiş iyi bir kan denebilir. Son olarak, 2008 yılında aramızdan ayrılan Don Angel Tavira’yı da saygıyla anarak noktalıyorum. Afiyet olsun&#8230;</p>
<p>İzleyin, izlettirin, iyi seyirler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biletsiz.com/el-violin-muzigin-bittigi-nokta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teesüfler Behzat Ç.</title>
		<link>http://biletsiz.com/teesufler-behzat-c/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=teesufler-behzat-c</link>
		<comments>http://biletsiz.com/teesufler-behzat-c/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 11:22:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gülbike Üte</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaygan Zemin]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biletsiz.com/?p=7648</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde Ankara’da radyocuların kurduğu bir dernek “ artı ödül törenleri” diye bir şey düzenledi. Evet, ara bir tür olduğu için “şey” den daha uygun bir zarf, henüz bulunamadı. Bu şeyin sloganı da “negatifi pozitife çevirenler”di. Ve ben o akşam, o salondaki ağır kravat, para ve sümen kokusunu alınca bu ülkede negatifi pozitife kimlerin çevirdiğini şıp diye anladım. O zatlar; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Ankara’da radyocuların kurduğu bir dernek “ artı ödül törenleri” diye bir şey düzenledi. Evet, ara bir tür olduğu için “şey” den daha uygun bir zarf, henüz bulunamadı. Bu şeyin sloganı da “negatifi pozitife çevirenler”di. Ve ben o akşam, o salondaki ağır kravat, para ve sümen kokusunu alınca bu ülkede negatifi pozitife kimlerin çevirdiğini şıp diye anladım. O zatlar;  bürokratlar, siyasetçiler ve iş adamlarıydı. Ben de ortaokul cebir bilgime dayanarak, kendimi eşitliğin öbür tarafına attığım an, artı olacağımı biliyordum. Ama tam sayı mıydım, yoksa irrasyonel mi, ona tam karar veremediğimden, eşitliğin arkasına saklanıp salonda olan biteni izlemeye başladım. Birazdan salondakilere, yılın pozitif ihracatçısı, yılın pozitif iş adamı, yılın pozitif projesi, yılın pozitif sabah programı, ıvır kıvır bir sürü pozitif ödül verilecekti. Bu ödüllerdeki “nötrlüğü” pozitife çeviren de tabi ki salondaki kravat ve kalın ense popülasyonuydu. Takdir edersiniz ki sponsorunuz olan holdingin başkanına ya da basın kartı talep etiğiniz milletvekili ve bakanlara “nötr” bir ödül vermek, sizi hedefe ulaştıracak bir adım olmayacaktır, ki dernek de böyle yaptı. Gerçi gecenin ahval ve şeraiti ta başından belliydi. Çünki ülkemizin pozitif radyocuları, gelenekselleşen “artı ödülleri” ne yılın negatifini seçerek başlıyordu. Yılın negatifi açıklandığında, salonda önceden dikkatimi çekmeyen polis nüfusunun da farkına vardım. Evet, yılın negatifi “Behzat Ç” idi. Amirimle eşitliğin sol tarafında göz göze geldik; “saçma sapan konuşma la!” dedi, ama ben onun kadar soğukkanlı değildim; tekrar sahneye döndüm. Oralarda bir yerde, kürsünün arkasında bir dernek başkanı olacaktı.  Neyse ki biraz arandıktan sorna kendisini gördüm.  23 Nisan’da meclis başkanlığını devralmış bir ilkokul öğrencisi edasıyla –parmak ucunda mikrofona uzanarak- kürsüde konuşma yapmaya çalışan, yüzünden –kürsünün elverdiğince görünen- pozitiflik akan dernek başkanı, Behzat Ç’ye teessüflerini iletti ve diziyi, yılın negatifi seçti. Bir şeyler daha söyledi ama salondaki alkış kıyametten oraları duyamadım. Protokolde emniyet genel müdür yardımcısı, önümde onun -bıyıkları yer çekimine teslim olmuş- koruması ve yarı salon dolusu polis ve yandaşlarının yarattığı meksika dalgasına kapılmamak için koltuğun kolçaklarına tutunduğumu net olarak hatırlıyorum.</p>
<p>Pozitif başkanımız, misyonuna yakışmayacak şekilde tepki doluydu Behzat Ç’ye karşı. Nasıl olmasın? Adam küfür ediyor, içki içiyor ve kaba saba davranıyordu. Bu haliyle türk polisini yanlış lanse ediyor ve türk polisinin imajını zedeliyordu. Aslında afacan başkanımız, Behzat Ç’nin türk polisini yanlış yansıttığı konusunda haklıydı. Çünkü Behzat Ç, yalnızca içki içip küfretmiyor. Behzat Ç; rüşvet yemiyor, satın alınamıyor ve bürokratik baskılarla dosyaları sümen altı etmiyor. Yani adam haklı beyler; Behzat Ç; türk polisini hiç mi hiç yansıtmıyor. Aslında şimdi aklıma geldi. İlan ettikleri pozitifleri tek tek çağırıp ödüllerini verdiler de neden negatif ilan ettiklerini neden davet etmediler? Cevabı basit. Zaten oldum olası pozitif ve sürekli gözlerinin içi gülen insanların iki yüzlü olduğuna inanırım. Yani tamam, sen çok şanslı bir adamsın. Hayatında olumsuz hiçbir şey yok. Hayat, senin için pozitif akan bir nehir. Tamam da eh be adam senin yanında, yörende de mi olumsuz hiçbir şey olmuyor? Bir adamın yere tükürdüğünü de mi görmüyorsun? Zap yaparken dahi olsa bir haber bültenine de mi denk geldiğin olmuyor? Neden bir an olsun gölge düşmüyor sürekli sırıtan porselen yüzüne? İşte ihanet de tam burada başlıyor. Yaşadığın ve yaşanılan hayata yalan gözlerle baktığın yerde. O gece de herkesin gözünde çipil çipil aynı riya parlıyordu: pozitiflik.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/behcat_by_e_isler-d3hx8tv.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-7650" title="behcat_by_e_isler-d3hx8tv" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/behcat_by_e_isler-d3hx8tv.jpg" alt="" width="430" height="286" /></a></p>
<p>Velhasıl, çok pozitif az cesur insanlar Behzat Ç ekibinin yüzüne karşı teessüf bildirmek yerine arkadan tükürüp kaçtılar. Derken salon bütün negatif enerjisini Behzat Ç iletkeni sayesinde boşalttı ve başkanımız, derneğin proje ve hedeflerini anlatmaya başladı. Arkadaşların ilk hedefi; radyolarda argosuz Türkçe ve argosuz şarkıların yaygınlaşmasıymış. Çünki bu, temiz ve arınmış bir türkçe için şartmış. Temiz Türkçe isteyen başkan “olumlu” yerine pozitifi kullanıyor, Türkçe’yi en güzel şekilde konuşmalıyız derken güzel türkçemizin, güzel alfabesindeki, güzel “e”nin nasıl kullanılacağından bi’haber; açık “e”lerin göbeğine göbeğine vuruyor. Evet, bence de Türkçe’yi “an” güzel şekilde kullanmalıyız. Halbuki başkanımız, onore edilecek bürokrat, yamanacak kurum arayacağı zamanın birazını diksiyon derslerine ayırsaydı bunlar yaşanmayacaktı. Hayatta her şeyi profesyonel yapmak lazım, yalakalığı bile.</p>
<p>Neyse, mevzu neydi? Argosuz Türkçe. Türkçeden bi’haber olan derneğimiz; dillerin, günlük yaşamla kurduğu bağların en güçlüsü olan argonun, onu kirleten bir faktör olduğunu düşünmüş. Dillerin en önemli zengilik belirtisi olan argonun, onu fakir ve avam göstereceğine karar vermiş. Ama, bilmiyorlar ki; dilin en sık başvurulan olanaklarından biri olan argoyu, dilden kazımaya çalışmak; bir insanın sağlam bacağını kesmekle eş değerdir. Onlar, dilin bu şekilde terbiye edileceğini, terbiye edilen –ve sakatlanan- dilin de toplumda huzuru sağlayacağını düşünüyor. Halbuki şu sıralar toplum huzurunu, en çok toplumu terbiyeye davet edenler bozuymor mu? 4 bir koldan terbiye edilmeye çalışılıyoruz. Sahnelerin terbiyesi bozuk, yazarların terbiyesi bozuk, oyuncuların zaten bozuk; soran, sorgulayan, eleştirenlerin tekmilinin birden terbiyesi bozuk. Ve ödül töreninde gördüğüm manzara bana gösterdi ki, bu baskıyla nemlenen ortamdan en çok haşereler nemalanıyor. Bu havasız ortamda en çok onlar ciğer dolduruyor. Çünkü başka bir dönemde, değil bir derneğin başkanı olup kürsüye çıkmak ve insanlara seslenmek; bir sınıfın kütüphane kolu başkanı bile olamayacak insanlar, bugün bizi terbiye etmeye çalışıyorlar. Evet bu ortam, böyle mahlukatı beşerlerin semirmesine sebep oluyor. Parmak sallayan aydınlar gibi, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi televizyon işlerinden biri olan dizinin ekibine parmaklarını sallayıp teessüf edebiliyorlar. O da sırf ağızları bozuk diye.</p>
<p>Sanırım bu ülkede bu denli şizoid bir dönem hiç yaşanmadı. Gerçekle kurgunun bu kadar ayırt edilmediği, kurgunun bu kadar gerçek sanıldığı bir dönem daha olmadı sanki. Mesela, bir bakan çıkıp bir dizide “nikahsız” aynı evde yaşayan bir kadınla bir erkek için “artık evlenseler iyi olacak” diyebiliyor. Demet Evgar’ın başına o duvağı bir geçirsek toplumun ahlakı bozulmayacak. İşin korkutan kısmı ise bugün rol kişisini, evlenmesi için uyarabilen cesaretin, yarın rol sahibine de bulaşabilme ihtimali. Önce zeynep karakterini telli duvaklı gelin ederiz, yarın sıra Demet’e de, sana da bana da gelir. Sorna Behzat; ağzını toplar, Erdal Beşikçioğlu içkiyi bırakır. O zaman ne kimse bize teessüf eder, ne de kimsenin ahlakı bozulur. İktidarın, kendisini eşitlik olarak ilan ettiği ülkelerde de; negatif, pozitife böyle çevrilir: eşitliğin sol tarafındakileri, zorla sağ tarafa taşıyarak.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biletsiz.com/teesufler-behzat-c/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CFCF &#8211; Exercises</title>
		<link>http://biletsiz.com/cfcf-exercises/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cfcf-exercises</link>
		<comments>http://biletsiz.com/cfcf-exercises/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 06:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Doğan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[ambient]]></category>
		<category><![CDATA[CFCF]]></category>
		<category><![CDATA[chillwave]]></category>
		<category><![CDATA[electronic]]></category>
		<category><![CDATA[Exercises]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biletsiz.com/?p=7639</guid>
		<description><![CDATA[CFCF, Kanadalı elektronik müzisyeni Michael Silver&#8216;ın sahne adıdır.Silver, Paper Bag Records altında çıkardığı EP ve &#8220;Continent&#8221; albümünün yanı sıra : Holy Ghost!, Crystal Castles, Sally Shapiro, The Presets, Health, Azari &#38; III, Harald Grosskopf ve Owen Pallett&#8216;a yaptığı chill ve downtempo tabanlı remixleriyle aşırıya kaçmadan sadelikle iyi bir performans sergilemiştir. Michael Silver üst üste çıkarttığı üç EP&#8217;den sonra dinleyenler ondan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/PAPER063_300hi_large.jpg"><img class="aligncenter" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/PAPER063_300hi_large.jpg" alt="" width="392" height="400" /></a></p>
<p><strong>CFCF</strong>, Kanadalı elektronik müzisyeni <strong>Michael Silver</strong>&#8216;ın sahne adıdır.<strong>Silver</strong>, <strong>Paper Bag Records</strong> altında çıkardığı EP ve <strong>&#8220;Continent&#8221;</strong> albümünün yanı sıra :<strong> Holy Ghost!</strong>, <strong>Crystal Castles</strong>, <strong>Sally Shapiro</strong>, <strong>The Presets</strong>,<strong> Health</strong>, <strong>Azari &amp; III</strong>,<strong> Harald Grosskopf</strong> ve <strong>Owen Pallett</strong>&#8216;a yaptığı chill ve downtempo tabanlı remixleriyle aşırıya kaçmadan sadelikle iyi bir performans sergilemiştir.</p>
<p><strong>Michael Silver</strong> üst üste çıkarttığı üç EP&#8217;den sonra dinleyenler ondan uzun bir albüm geleceğini bekliyordu, fakat o yine yanılttı ve <strong>&#8220;Exercises&#8221;</strong> adında 8 parçalık kısa bir albüm yaptı.Kısa albümleri arasında en sevdiğim <strong>&#8220;The River&#8221;</strong> Ep  doyurucu bir albümdü.Son EP si <strong>&#8220;Exercises&#8221;</strong> de bir farklılık vardı sanki,  <strong>Philip Glass</strong>, <strong>David Borden</strong> ve <strong>David Sylvian(Japan)</strong>&#8216;dan esinlenip daha çok  canlı enstrümantasyon ve retro kalıbıyla yoğrulmuş hisli parçalarla doluydu bu albüm.Parçaların içine yerleştirilmiş göze batmayan davul, synth ve piyano kompozisyonları ve <strong>Exercise 1(Entry),6(December) ve 7(Loss)</strong> daki piyanonun tonları, melodileri en sevdiğim bölümler oldu.Ve kapaktan da anlaşılacağı üzere, bu iyi bir müzik kütüphanesiydi.Bu kütüphanenin içinde sanki üç bölüm var ve hepsinde farklı şeyler icra ediliyor.Örneğin 1. bölüm <strong>Exercise 1(Entry),6(December) ve 7(Loss)</strong> piyano&#8217;nun melodik yükükü taşıyan parçalardan oluşmuş.2.bölüm, daha yüksek tempolu müzikler : <strong>Exercise 2(School), 3(Buildings) ve 5(September)</strong> gibi parçalardan oluşuyor ve son bölüm ise ruhani müzikler <strong>Exercise 4(Spirit) ve 8(Change)</strong> den oluşuyor.Piyano resitali işlevinde seyreden bazen synth&#8217;le retroya dönüşebilen bazen de duygusal mertebesine ulaşan ufak bir müzik hazinesinin içindeyiz.</p>
<p><strong>Exercise 1(Entry)</strong>, basit ve yinelenen akorlardan oluşan minimal piyano parçasıdır.Sessiz synth girdiğinde piyanoyu manipüle etmiş bir ruh ortaya çıkıyor.Kulağıma en farklı gelen çalışması da bahriz sytnh pop ve ufak ballad&#8217;larla süslenmiş olan <strong>Exercise 5(September)</strong> parçasıdır.Bu şarkıda aklıma <strong>James Blake</strong>&#8216;in minimal çalışmaları geliyor.Müzik dinlerken bazen sabretmek gerekiyor.Bütün katmanlarına ulaşabilmek ve o eseri idrak etmek önemlidir.Bu yönden aklıma gelen ilk isim her zaman<strong> Brian Eno</strong> olmuştur.Sabır, gerçekten bir erdemdir.</p>
<p>Teknolojini bu kadar hızlı ilerlediği ve internet çağında sanatçıların kendini yenilemesi, çağa bir şekilde ayak uydurması ve kaybetme riskini yaşamamak için dönemin soundlarından ve enstrümanlarını da kendi albümlerine harmanlaması ve bunu yaparken popüler kültür saçmalığını bir kenara bırakabilecek yeteneğe ve akıl&#8217;a sahip hareket etmesi kolay iş değil ve saygıyı ciddi şekilde hak ediyor.</p>
<p style="text-align: center"><p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=A9KySL_GKW8"><img src="http://img.youtube.com/vi/A9KySL_GKW8/2.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=A9KySL_GKW8">Click here</a> to view the video on YouTube.</p>
</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/PAPER063_300hi_large.jpg"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biletsiz.com/cfcf-exercises/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burkina Faso’da Bir Film Festivali: FESPACO</title>
		<link>http://biletsiz.com/burkina-fasoda-bir-festival-fespaco/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=burkina-fasoda-bir-festival-fespaco</link>
		<comments>http://biletsiz.com/burkina-fasoda-bir-festival-fespaco/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 07:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Pınar Çetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kaygan Zemin]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://biletsiz.com/?p=7621</guid>
		<description><![CDATA[UNESCO sponsorluğundaki bir başka yazıma daha hoşgeldiniz. Biletsiz&#8217;in Afrika ve bilinmeyen kabileler kültüründen sorumlu yazarı olduğum için, öncelikle size birazcık Burkina Faso&#8217;dan bahsetmeye karar verdim. Sonra da festival hakkında genel birkaç bilgi verip, son paragrafımda da küçük bir problematiğe dokunuş yaparak Allah&#8217;ın izniyle yazımı sonlandıracağım. Burkina Faso, Batı Afrika’da küçücük ve tamamı karalarla çevrili bir ülke. Kendi yerel dilinde  ‘mutlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/57710344.jpeg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7622" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/57710344-205x300.jpg" alt="" width="205" height="300" /></a>UNESCO sponsorluğundaki bir başka yazıma daha hoşgeldiniz.</p>
<p>Biletsiz&#8217;in Afrika ve bilinmeyen kabileler kültüründen sorumlu yazarı olduğum için, öncelikle size birazcık Burkina Faso&#8217;dan bahsetmeye karar verdim. Sonra da festival hakkında genel birkaç bilgi verip, son paragrafımda da küçük bir problematiğe dokunuş yaparak Allah&#8217;ın izniyle yazımı sonlandıracağım.</p>
<p>Burkina Faso, Batı Afrika’da küçücük ve tamamı karalarla çevrili bir ülke. Kendi yerel dilinde  ‘mutlu insanların ülkesi’ anlamına gelen Burkina Faso’nun, ne yazık ki bu anlamla çelişen ‘en’leri var. %13’lük okuma-yazma oranıyla yeryüzündeki en az okuma-yazma oranına sahip ülke konumunda; aynı zamanda da Afrika&#8217;nın en fakir memleketlerinden bir tanesi ne yazık ki. Ortalama yaşam süresinin 50’nin altında olması, eğitim sisteminin işlememesi, açlık, hastalıklar, kadın sünneti ve diğer tüm problemleriyle tipik bir Afrika ülkesi aslında Burkina; fakat onu diğerlerinden ayıran ilginç bir özelliği var..</p>
<p>Ouagadougou, Burkina Faso’nun başkenti olup, ismi dünyanın en zor telaffuz edilen şehri olma özelliği dışında da meziyetleri bulunan enteresan bir yer. Bu dünyanın en fakir ve en eğitimsiz halkına sahip ülkenin başkentinde, Afrika’nın &#8216;Oscar’ı&#8217; sayılan ‘FESPACO’ adında bir film festivali düzenleniyor. Her iki yılda bir, Burkina’nın bu misafirperver başkenti Ouagadougou, (yazmaya bile üşeniyorum) kapılarını Afrika’nın her yerinden gelen yapımcılara ve sinemaseverlere açıyor. Sekiz günlüğüne bile olsa, bu tozlu şehir, dev bir ekran ve foruma dönüşüyor.</p>
<div id="attachment_7632" class="wp-caption alignright" style="width: 203px"><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/fespaco1_25-2.jpeg"><img class="size-medium wp-image-7632" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/fespaco1_25-2-193x300.jpg" alt="" width="193" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Ouagadougou, Afrika Sinemaseverler Meydanı. Dünya üzerinde hiçbir başkent, bir anıtı ve meydanı sinemaseverlere ithaf etmemiştir.</p></div>
<p>İzlediğim bir röportajda, festivalin organizatörlerinden bir amcaya şöyle bir soru yöneltiliyor: ‘’Neden Güney Afrika değil de Burkina Faso? Neden bu festival Afrika’nın en fakir ülkesinde gerçekleşiyor?’’ ve amca şöyle bir yanıt veriyor: ‘’Burkina Faso’da hırsızlar bile sinemaya gider. Burkina halkının sinemaya ve sanata karşı müthiş bir ilgisi var. Burada bu festivale gösterilen ilgiyi, daha gelişmiş ve parasal açıdan sıkıntı çekmeyeceğimiz başka bir yerde bulabileceğimizi sanmıyorum.’’</p>
<p>FESPACO, Afrika’nın en büyük ve en önemli film festivali. Festival, film gösterimlerinin yanı sıra, belirlenen genel temalar ekseninde gerçekleşen panel ve forumları da kapsıyor. Örnek vermek gerekirse, mesela 2007’de gerçekleşen festivalin teması, &#8216;Afrika Sineması ve Kültürel Çeşitlilik&#8217; imiş.</p>
<div id="attachment_7626" class="wp-caption alignleft" style="width: 249px"><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/fondation_clip_image002_0000.jpeg"><img class="size-full wp-image-7626" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/fondation_clip_image002_0000.jpeg" alt="" width="239" height="176" /></a><p class="wp-caption-text">Afrika Film Kütüphanesi</p></div>
<p>Festival, Afrika Sineması’nı tanıtmak, Burkina Faso içinde veya dışında gerçekleşen film prodüksiyonlarının dağıtımını ve yayınlanmasını teşvik etmek, endüstriden insanları bir araya getirip deneyim paylaşımını arttıracak bir platform oluşturmak amacıyla 43 yıldır yoluna devam ediyor.</p>
<p>Festivalin 20. yılında Ouagadougou’da açılan Afrika Film Kütüphanesi, Kara Kıta’nın video ve film mirasını onarmak, arşivlemek ve himaye etmek gibi çok önemli bir misyonu yüklenmiş durumda.. Bu kütüphane, devletin himayesi altında ve FESPACO’nun desteğiyle 1989’dan beri aktif olarak faaliyetlerine devam ediyor.</p>
<div id="attachment_7627" class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><a href="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/soeur_gerima432.jpeg"><img class="size-medium wp-image-7627" src="http://biletsiz.com/wp-content/uploads/2012/05/soeur_gerima432-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" /></a><p class="wp-caption-text">Etiyopyalı yönetmen Haile Gerima&#039;nın kız kardeşi Salome Gerima, 7 Mart 2009&#039;da FESPACO&#039;da Teza adlı filminin aldığı ödülü kardeşinin yerine alırken.</p></div>
<p>Evet belki FESPACO Oscar kadar ihtişamlı değil. Kırmızı halıda binlerce dolarlık elbiselerle yürüyen aktrisler veya aktörler yok. Burada ticarileşip samimiyetini kaybetmemiş, amacından sapmamış kültürel bir şenlik var.</p>
<p>Unutturulmuş ve talan edilmiş bir kültürün yeniden inşaasında sinemaya başvurulması, belki de sinemaya bizim düşündüğümüzden çok daha farklı bir anlam yüklüyor. İlkokul düzeyinde bile eğitim alamamış milyonlarca insanın sinemaya bu derece ilgi göstermesi, sanatın sadece elit ve entelektüel kesime ait olmadığının ve eğitimli-eğitimsiz herkesin sanattan bir şeyler anladığının güzel bir kanıtı olsa gerek.</p>
<p>Son olarak Ouagadougou’nun nasıl telaffuz edildiğini yazıp, yazının başından beri içinizi kemiren bu meraka bir son veriyorum:</p>
<p>Vagadugu.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://biletsiz.com/burkina-fasoda-bir-festival-fespaco/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

