İstanbul’un fethi gibi, tarihin en önemli olaylarından biri sinemaya aktarılıyorsa, en büyük zorluğun prodüksiyon ve teknik olacağı gelir akla ilk olarak. Gerçekten de Türk Sineması için kolay değildir, karadan Haliç’e indirilen gemiler, devasa toplarla dövülen surlar, altı yüz yıl öncesinin İstanbul’unu resmetmek, o atmosferi yaratmak… Bunları başarıp hikaye anlatımı, senaryo, kurgu ve oyunculuğu başaramamış bir filme “dereyi geçip, çayda boğulmuş” diyebiliriz. Ancak bana göre tam tersi. Mesele iyi film yapmaksa, esas zorluk hikaye anlatımının ve senaryonun kusursuz olabilmesindedir.
Fetih 1453, kağıt üzerinde en büyük zorlukmuş gibi duran, atmosfer yaratımından alnının akıyla çıkıyor. Mekan yaratımı ve savaş sahneleri, görsel efektlerin başarılı kullanımı Fetih 1453′ü, dünyadaki diğer büyük prodüksiyonlu, epik filmlerin yanına taşımasa da, en azından onlarla kıyaslanabilecek seviyeye çıkarıyor. Gerçi efektlerin gereksiz yere kullanıldığı veya başarısız gözüktüğü yerler de yok değil ( hipodrom sahnesi gibi) ama dediğim gibi Türk Sineması için bir ilk ve kısacası görsellik beklentilerin üzerinde. Fetih 1453′ün bunu başarması filmi, ”olmamış”, “becerilememiş” film olmaktan kurtarıyor. Ancak senaryo, oyunculuk ve hikaye anlatımında ise çok fena sınıfta kalıyor.
Öncelikle senaryo iyi yazılamamış maalesef. Sultan Mehmet’i tahta çıktığında güçsüz ve güvenilmeyen bir padişah olduğunu görüyoruz ama sonra nasıl olup da İstanbul’u fethedecek kudrete ulaştığı işlenmiyor. Mühendislik dehasıyla bildiğimiz sultanı, ne fetih öncesinde ne de fetih sırasında karşılaştığı zorlukları zekasıyla çözerken göremiyoruz. Fetihten önce Ortodokslara, dinlerini özgürce yaşaması sözünü vermesi gibi önemli bir hamlesini atlamışlar mesela. Sultan Mehmet tamamen motivasyonla -amiyane tabirle gazla- fethe girişen, işler sarpa sarınca da Akşemseddin Hocası sayesinde başarıya ulaşan bir padişah profili çiziyor. Bir şiir dışında sanatçı yönü de vurgulanmayan padişah, neredeyse Ulubatlı Hasan’dan bile daha silik kalıyor. Film 160 dakika. Bu sorun değil ama bu sürede ne anlattığı önemli. Fetih 1453 hem öyküyü tam olarak anlatmayı başaramıyor hem de çok fazla gereksiz plan var.
Gemilerin karadan Haliç’e indirilmesi güzel çekilmiş amenna ama bu fikrin nasıl oluştuğu muamma. Peki o gemiler Haliç’e indikten sonra ne yararı oldu fethe? Onu da bilmiyoruz. Kısaca senaryo, çok gerisinde görselin.
Yine Osmanlı melek, Bizans şeytan…Bizans imparatoru, Kara Murat filmlerindeki gibi, devamlı şarap içen, kız oynatan klişe figür, 70′li yıllardan kalma gevrek gevrek gülüşü bile aynı neredeyse. Tek fark, sonunda en azından onurlu gösterilmiş. Filmin başındaki Araplar Arapça konuşurken Bizanslılar - izleyici kaygısı yüzünden- Türkçe konuşuyor. Diyaloglar, hem başarısız oyunculuktan hem de içerik ve kelime seçiminden dolayı, zaman zaman müsamere havası estiriyor. Sultan Mehmet’in ve Bizans İmparatoru’nun elini dışarıya dogru salladığı git hareketi fazla kullanılmış.
Hem abartılan efektlerde hem de senaryoda gişeye oynamayı elle tutuyor, gözle görüyorsunuz çoğu zaman. Dini motifler ve hamasi dil tahminimden fazla değildi. Ya da benim tahminim çok daha fazlaydı. Filmin başındaki, Peygamber’in kamera ile temsiline Çağrı filminden alışık olsak da, kamerayı aşağı yukarı hareket ettirerek, Peygamber’in kafa hareketini vermeleri, neredeyse komik olmuş. Bir diğer komedi de Urban Usta’nın kızının erkek olmak için saçlarını kesip eskisinden de güzel olmasıydı. Yönetmen Faruk Aksoy, kızın o halde erkeğe benzediğine kendi inandı da mı , bizi inandırmaya çalıştı? Bilinmez..
Filmin finali fetih günü. Ayasofya’daki son sahne tam bir Hollywood finali. Bir de kendi adıma filmin sonunun fetihten bir kaç gün sonrası olmasını tercih ederdim. Tarihçilerin görüş ayrılığına düştüğü o günleri nasıl anlatacaklarını merak etmiştim açıkçası.
İstanbul’un fethi ikinci defa işleniyor Türk Sinemasında. İlki Aydın Arakon imzalı 1951 yapımı İstanbul’un Fethi. Fetih 1453 geçen 61 yılda teknik anlamda attığı farkı içerikte atamıyor. Hergün yüzlerce figüranın giydirildiği, makyajlarının tek tek yapıldığı 61 yıl önceki İstanbul’un Fethi emek olarak da çok daha fazla saygıyı hak ediyor.
Mustafa Altıoklar da İstanbul Kanatlarımın Altında ile kısıtlı teknik imkanlara rağmen başarılı bir film yapmıştı. Faruk Aksoy yapımcı koltuğunda kalıp, güvendiği iyi bir yönetmenle çalışsa, eminim çok daha farklı bir fetih filmi izleyebilirdik. Tabi bir de çok iyi bir senaristle…
Oyunculuklara gelirsek ; Sultan Mehmet rolündeki Devrim Evin idare etmiş, yıldızlaşmasa da sırıtmamış. Ulubatlı Hasan İbrahim Çelikkol , savaş ve dövüş sahnelerinde fena olmasa da aşk sahnelerinde felaket. Yan rollerin çoğu, Era’yı oynayan Dilek Serbest de dahil vasatın altında maalesef.
Urban Usta Erdoğan Aydemir ve Bizans İmparatoru Recep Aktuğ ise kötü oyunculukların arasında vasatı aşanlar.
Müzikleri, sanat yönetimini , görüntü yönetimini ve kadrajları ise çok beğendim. İç mekanlara hapsolan tarihi filmlerden sonra rahat rahat, dönemin İstanbul sokaklarını görebilmek de önemliydi.
Herşeye rağmen , Fetih 1453 yine de izlenmesini tavsiye edeceğim bir film. Çocukluğumuzdan itibaren hayal gücüyle gözümüzde canlandırdığımız fethi, görsel olarak anlatıyor. İyi film izleme beklentisine girmeyen izleyiciye bu kadarı bile yeterli belki de..
Yazar: Gökhan Kalan
Radyo-tv- sinema okudu. Radyo dinliyor, Tv'de çalışıyor, sinema yazıyor.Din,dil.ırk ve gelir seviyesi yüzünden insanlar arasında ayrım yapılması en nefret ettiği şey dünyada. Türk Sinemasına olan ilgisinin Eşkiya ile birlikte başladığını söyler ama seksenli yıllarda komşularla videodan izlenen Küçük Emrah filmlerini itiraf etmez. Bir de Fenerbahçeliliği var ki, onun konumuzla hiç alakası yok.
Sonunda şu film hakkında yazılan güzel bir yazı. Elinize sağlık.
kardeşim bravo çok güzel analiz etmişsin..ben daha seyretmedim ama tahmin ettiğim gibi..yani efektlerle milleti büyülemeyi hedeflemişler…bunu da başarmışlar sanırım
İtiraz edebileceğim herhangi bir satırı yok yazının, elinize sağlık.
Filmi henüz izlemedim,yorumlarınız ışık tutacak. Aydın Arakon’u hatırlamanız çok hoş. Kaynakların aksine “İstanbul’un Fethi” 1949 yılında çekildi ve savaş sahnelerinde de “10 bin” figüran kullanılan bu film Türk Sinema Tarihine tüm zamanların en büyük figürasyonlu filmi olarak geçmiştir… Naçizane iki düzeltmeyi sizin gibi değerli genç bir sinema yazarına aktarmayı borç bildim..
Kaynak: Aydın Arakon’la söyleşi … sevgiler
http://www.youtube.com/watch?v=X2IX9CZRRM0 63 yıl öncesi 1453′ten 4dk. Trailer