Manşet, Politika & Medya — 30/01/2012 11:44

Hey Marco, Salud!

Yazar:

Dışarıdan görünüş’te, kendi rotasında tutkuyla dümen başında olanlar yadırganır. ”Kendini yakmak”tan imtina edenler, hiç bilmezler, hiç anlamazlar (ya da başka türlüsü gelmez ellerinden) kendi dümenine dört kolla sarılanları, gemi aniden batarken terk etmeyenleri…. Kapitalist sancı, bireyleri bencillik hastalığına mahkum kıldı. Yani, kendinden başka bir canlıyı asla düşünmemeye, rekabete, hırsa, güçlenmeye, güçsüzü ezip geçmeye, aşağılamaya, sokak hayvanlarını ve insanlarını yok saymaya, büyük davalara dudak bükmeye. Güç kimdeyse suç ondadır, halbuki…

 

Marco Camenisch‘i Karakök Otonomu‘ndan arkadaşlarla sohbetlerimizde tanıdım. İsviçreli eko-anarşist aktivist Marco, okulu terk edip bir çiftlikte tarım öğrenmeye başladığında, dümenini kırmasını ve rotasını belirlemesini sağlayacak ilk eylemliliğini de  kimyasal gübrelemeyi reddederek yaşar. Bu ilk aydınlanmanın devamı kararlılıkla gelir. İsviçre Nükleer Tesisleri’nin elektrik direklerini bombalar, büyük maddi (cana değil, mala!) kayba neden olur. Marco ve yoldaşlarının eylemleri devam eder. Karakök Otonomu sitesinde yazılan haliyle: ”Aralık 1981‘de Marco 5 mâhkum ile birlikte cezaevinden firar ederken bir gardiyan vuruluyor ve bir gardiyan yaralanıyor. Medyada ve toplumda büyük infial yaşanıyor. Marco, ‘tehlikeli terörist’ imajı ile damgalanıyor. 10 sene boyunca Isviçre polisi tarafından aranıp önemle üzerinde durulan tehlikeli kişiler arasında yer alıyor. Alp dağlarında saklandığı düşünülüyordu; diğer bir tahmin de, Italya’da militan bir Anti-nükleer santral grubu ile birlikte olduğuydu. Kimse nerede olduğunu bilmiyordu, illegal olarak yazdığı bildirisinde ;’Bizim efendilerimiz olmak istiyorlar. Biz ise ne hizmetçi, ne efendi olmak istiyoruz. Bu yüzden bizi mahkum ettiler, biz de özgürlüğü seçip firar ettik’ diyordu.

 

Marco Isviçre’de yüksek önlemli, donanımlı bir cezaevinde kalıyor. Sağlık durumu vahim. Çatışmadan kalma mermi yaraları, sağ böbrek üstü bezlerindeki ur ve karaciğer uru vücudunu oldukça yıpratıyor. O günden bu yana, ağır hapishane koşullarına karşı boyun eğmedi ve devrimci yeşil anarşist düşüncesine sadık kaldı. Cezaevinin içinden politik mücadeleye destek veriyor, geniş bir ilişki ağını ayakta tutuyor ve dışarıdaki protestolara içeriden katılıyor. Mektuplaşma yolu ile uzak yerlere ulaşan bir ilişki ağı oluşturuyor. Toplum üzerinde uygulanan baskıya ve yeni yasalara karşı çıkıyor. Arjantin’deki Mapuche-Kizilderilileri ile Ispanya’daki FIES-Cezaevi sistemine, Türkiye’deki F tipi cezaevine karşı sürdürülen ölüm oruçları ile Italya’da, Fransa’da, Almanya’da, Yunanistan’da, Filistin’de, ABD’de, Avustralya’daki komünist ve anarşist tutuklular ile dayanışma gösterip, tutukevlerinin yaptırımlarına karşı devrimci eylemlilikler yürütüyor. Dışarıdaki yoldaşları dayanışma ve protesto eylemleri yapıyorlar.”

Bu duyarlılığı yüksek, devrimci ruh, kapitalizmin kendisini incitmesine izin vermeyerek kendi doğrusunu yaşamakta ısrar ediyor. 30 senedir cezaevlerinde kötü koşullarda mâhkum olarak kaldığı devletlerin dahi ona saygı duymasının bir nedeni de bu belki. Onların mahkemelerini tanımayarak, 30 yıldır her mahkemede kendi bildirisini okuyan ve sorulan hiçbir soruya cevap vermeyen bu total-redçi cesur adam ve yoldaşları, biz ”dışarıdakiler”e dirim, cesaret veriyor. Ayaklanın, ses çıkarın, reddedin, kendi gerçekliğinizi yaşayın, size dayatılanları değil, diyor.

 

Bazı insanlara, dışarıdan da baksanız içeriden de aynı şeyi görürsünüz. Saf ve tutku dolu bir dürüstlükle, inanmadıkları bir hayata kafa tutarlar. Severiz onları, hiç görmesek de, onlar bizi hiç bilmese de. Güç alırız varlıklarından, yüksek onurlu duruşlarından… Hayat çok daha anlamlı ve yaşanabilir olur onların varlıkları sayesinde.

 

Şiddetçi ve istisnasız direnişin ne kadar doğru, acil ve gerekli olduğunu ancak tekrar söyleyebilirim. Bu savaş ancak sosyal, kültürel ve ekolojik olarak radikal bir şekilde yapılırsa, bizlere ve çocuklarımıza gelecek için umut verebilir. Bu savaş günlük hayatımızda başlamalı, tüketim faşizminin iktidarı ile var olan binlerce ideal ve reel, büyük ve küçük işbirliklerimize karşı başlamalı. Boyun eğmek yerine düşünülmeyeni düşünmek! Korkuya karşı, cesaret geliştirmek!”

Cümlesinden umut ve cesaret kelimeleri eksik olmayan Marco’nun sözleri, düşüncesi, eylemleri bana, sonraki yazılarımda detaylı değinmeyi düşündüğüm, fizik profesörüGediz Akdeniz‘in ”Düzensiz Duyarlı İnsan Davranışları’‘ teorisini hatırlattı.

2011′e girildiği yılbaşı akşamında İsviçre’deki arkadaşlarımız Marco’nun kaldığı cezaevinin karşısında açık havada girdiler yeni yıla. Marco, bu hiç tanışmadığı ama ruhen çok iyi tanıdığı insanların varlığından haberdar olunca çok duygulanmış. Arkadaşlar bana bunu anlattığında benim de gözlerim doldu ve uzak bir memleketten hiç tanımadığı birinden bir kez daha duysun isteyerek bu yazıyı yazdım. Benim gibi, başkaları da Marco’nun varlığından haberdar olsun, güç alsın istedim. Hey Marco, Salud!

 

2 Yorum

  • Selam Ceren Marco icin yazdigin makale cok guzel ve duygu yuklu olmasi bizide duygulandirdi.
    Evet Marco ve yine isvicrenin cesitli cezaevlerinde bulunan Eko aktivistleri Silvia, Billy, Costa( Zurih IBM deki Nano ternoliji deney lerine karsi sabotaj eylemliginden tutuklandilar) yoldaslarda tipki Marco gibi su ana kadar ifade vermeyip, elerinden geldigi kadar tum dunyadaki olaylara duyarlilik gosterip, Marco ile birlikde aclikgrevinde bulunuyorlar.
    yaziniz ve yayinlamaniz harika

    Dayanismayla

    Karakok otonomu IFA / Fda

  • Selam arkadaşlar,
    Silvia, Billy, Costa, Marco ve nicesinin mücadelesi -Doğu kültüründe ‘kendini feda etmek’ tanımı- özellikle şu günlerde çok çok önemli. İnsanların yaşam tarzlarını değiştirmeden/sorgulamadan zihinsel olarak değişimlerini beklemek sanırım boşlukta asılı kalmak demek. Sorgulamak, reddetmek ve başkaldırmak en büyük devrim. Ben onlardan, ‘kendini feda’larından bunu anlıyorum.

    teşekkürler, sevgiler

Sizin de hiç fena fikirleriniz yoktur aslında:

— iyidir *

— iyidir *