Edebiyat, Manşet — 23/11/2011 10:00

Hüseyin ve Hamdi

Yazar:

Şu buz gibi güzelim kış gününde bana yıldızları göstermeyen bulutlara küfrederken düşündüm bunları. Adım Hüseyin… Arkadaşlarım bana Hüseyin der. İşte en az bu kadar sürprizsiz biriyim. İçimden geçiririm bazen. Ah! Şu başımı sokacak bir evim olsa! Belki o zaman evime sokacağım başım bu kadar ağırmazdı. Vücüdumun ısısını en faydalı şekilde kullanmayı öğrendim sokaklarda. Gerçi bazen o da yetmiyor ya… Neyse, siz boşverin.

Hamdi vardır bizim. Elimiz mecbur, beraber gezeriz genelde. Leşin, çürüğün kokusunu alır. Elini, kolunu en dipsiz pisliğe daldırıp karnımızı doyurur. Bazen bir iki sigara bulur, ciğerlerimize tarifsiz zevkler tattırır. Pek sevmeyiz aslında birbirimizi. Genel bir ısınamama sorunum mevcut. Ne kendime ısınabildim ne Hamdi’ye. Isınamıyorum sizin anlayacağınız. Ama ne yaparsın, gezdiğin sokakların dili yok ki konuşasın, sen ki ey müşkülpesent serseri, ölene kadar Hamdi’ye muhtaçsın!

Hamdi geldi geçen gün yine. “Birini öldürdüm Abi” dedi. “Olur Hamdi’ciğim böyle şeyler, takma kafana” cevabıyla rahatladı biraz, hatta cesaretlendi. “Küçük bir çocuktu ama” dedi. Karanlıkta tam görememiş aslında. Üzülmüş gibi görünmüyordu. Biraz heyecan yapmış sadece. Geçer gider be Hamdi, hayatın tadı böyle küçük heyecanlardan çıkıyor. Bir iz bırakmışsın işte kendinden geriye, fena mı? Hem öldürmek kadar gerçek olan bir eylem daha var mı?

Vicdanına dokunmuş Hamdi’nin, birkaç gün hiçbir şey söylemedi. Belki inanmayacaksınız ama, Hamdi yemek bile yemedi. Üç kuruş için değer miymiş can almaya. Genellikle değmez. Ama Hamdi’ciğim senin değerin nedir ki, gelmişsin burada değerlerden filan bahsediyorsun. Bak şimdi üçe katladın değerini, seni arayan şey ağzına kadar intikam hırsıyla dolmuş bir öfke olsa da, hayatında ilk kez, aranıyorsun!

Kimseyi teselli edecek halim yoktu oysa ki. Zaten ayrılık acısı sarmıştı bedenimi.  Montum eskiliğe yenik düşerek üzerimde çürüyordu günden güne. Kadim dostum benim. Dün gibi hatırlarım gecenin dördünde, romantik bir çöp kutusu toplaşmasında tanıştığımız anları. Hani bir şeye alışırmışsın ve bazı şeyler hiçbir zaman bitmeyecekmiş gibi gelirmiş ya. Öyleymiş hakikaten de. Yitip gidiyor meret. Sanırım ki üşümem aslında ayrılık acımdan ibaret.

Hamdi oralı bile değil. İdam cezasını soruyor bana. Yok be Hamdi diyorum. Burası medeni, sosyal bir ülke. O an, “sosyal” kelimesini kullanmanın haklı gururuyla gizlice gülümsüyorum. Hamdi görmüyor, çünkü dediğim gibi, oralı bile değil. Boşver Hamdi, diyorum. Bak birkaç ay daha sabret Ramazan kapıda. Polisten ses seda yok. Kutsal bir karın doyması yolda. Boşver Hamdi, ölenle ölünmez, sıkma tatlı canını.  Bak ne zamandır doyuramadık karnımızı, haydi doğrul ve kalk artık oturduğun yerden, titre ve kendine gel mümkünse.

Bir keyfimiz var ki, ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Ölürcesine uyuruz Hamdi’yle. Bir de yarışımız vardır, yarışı ilk ölen kazanır. Kısmet olmuyor ancak. Bir şekilde uyanıyorsun. E alıştı herhalde beden. Hem bizim şehrin iklimi de güzel, öyle abarttıkları kadar da üşümüyorsun. Ondan duymadık herhalde siren seslerini. Bir de ne sireni be kardeşim… Sanki kaçacak halimiz var. Bazen bize çok ayıp ediyorlar. Zamansız geldiler aynasızlar.

Küçük bir çocuk öldürülmüş. Ah be Hamdi… Görmedik duymadık dedik tabii. Üstümüzü aradı polisler, sağolsunlar. Hoşuma gitmedi değil. Dokunulmak ne güzel bir hismiş öyle. Derlerdi de inanmazdım. E bir şey bulamadılar tabii. Belki de buldular da bize söylemediler. Eğer öyle bir şey olduysa yine çok ayıp ettiler. Gözleri üzerimizdeymiş. İnanmadık. İçlerinden yağız bir delikanlı arabadan birer battaniye getirdi bize. Ne yalan söyleyeyim, pek bir rahat uyudum o gece.

Ertesi sabah uyandığımda Hamdi yoktu. Hava biraz daha ısınmıştı sanki. Sıcacık betonumdan kalkasım hiç yoktu. Bütün gün uzandım o gün. Sokaktan geçen insanlar korku dolu gözlerle bana baktılar, içim de bir güzel ısındı. Gölgesinden korkan bir hayalet olmanın ferahlığı sardı dört bir yanımı. İç güveysinden hallice bir tebessüm yapıştı suratıma. O günden beri durmadan gülümsüyorum işte. Ramazan kapıda ve ben kapıyı açmaya üşeniyorum. İçimi titreten herkese bir kez daha teşekkür ediyorum.

Sizin de hiç fena fikirleriniz yoktur aslında:

— iyidir *

— iyidir *