Edebiyat, Manşet — 21/12/2011 06:00

Kar Yağıyor

Yazar:

Kar yağıyor.

En az seksenlerinde, yaşlı bir kadın kaldırım kenarından yürüyor. O kadar yavaş ki, dakikada birkaç metreyi ancak alıyor. Kısacık bir tasma taktığı bezgin Alman kurdu, kadının durağanlığına ayak uydurmaya çalışıyor. Safça duyulan, karşılıksız sevginin tezahürü insansı olmayan bir yaratıkla anılıyor. Hikâyesi ne onların, belki de o ikisinden başka kimse bilmiyor. Bildiğimiz tek şey, karın yağdığı ve kadın ile köpeğin daha fazla üşümemek için bir an önce evde olmak istedikleri. Dedim ya, kadın seksen’lerinde. Seksen sene yaşamış yani. Kırkında ölümün tüm tanımlarını öğrenip altmışından bu yana beklemiş belki de. Dile kolay, seksen sene yaşamış, seksen kere yaş almış.

Biraz ileride, bambaşka bir hikâye var. Şehrin lüks mahallesinin dilencisi, alaycı bir zıtlığın kölesi… Hayata incelmiş bir iple bağlı, yüzü gözü buz tutmuş ve dediğine göre tam da bu esnada gülmeyi unutmuş… Uçmasın diye içerisine şekilsiz bir taş koyduğu plastik bardağıyla ölüm meleğinden birkaç gün daha dileniyor.  Doğanın umarsız ve sert yüz hatlarına sıcak bir temmuz ayında edindiği dua kütüphanesinden üç kulhuvallah, gönlünden koptuğunca da elham gönderiyor. Etrafından geçen insanların tiksintiye bulanmış acı bakışları, acınır halinin ‘acımasız’ aynasına dönüşürken “iyi günlerim de oldu” diyor içinden. Yarını düşünmeden, doğaçlama yaşamanın keyfini sürüyor karlı bir Cuma gününde, önünden ağır aksak yürüyen, yaşlı bir kadın ve onun durağanlığından yorgun köpeği geçerken.

Hiç uzakta değil, birkaç metre ötede aklı martta kalmış bir sokak kedisi var. İki şeritli işlek bir caddede, karşıdan karşıya geçmeye çalışıyor. Mahallenin yaramaz çocukları geçen sene kuyruğunu kesmişler, bizimki de tırnaklarıyla cevap verince bir de üstüne üstlük dayak yemiş, topal kalmış. Yetmezmiş gibi bazı duyarlı insanlar da sokak hayvanlarının terörüne engel olmak için toplanıp belediyeye gitmişler. Fakat kedi bunların hepsinden alabildiğine habersiz, azimli bir yaşama içgüdüsüyle, yaşamaya aşık… En büyük hobisi bu işte, yaşamak! Arabalara kırmızı yanınca caddenin durağanlığını fark ederek karşı kaldırıma atıyor kendisini. Gözüne kestirdiği bir çöp tenekesinde, çöpçüler eğer izin verirse, birkaç saat uyumayı, şanslıysa da bir şeyler atıştırmayı umuyor. Çöp tenekesine yönelmişken yanı başındaki dilenciyle göz göze geliyor. Ne dilenci kediyi umursuyor, ne kedi dilenciyi…

Dükkânını kapayan orta yaşlı bir adam var. Kepenkleri indirirken gözlerinden yorgunluk akıyor. Sevdiği bir kadın varmış ve tahmin edin, kadın başkasına varmış. Adamın pek acıklı hikâyesi, oldukça sade ve basit. Adam, “Olmayınca olmuyor” başlıklı felsefe kuramının yılmaz bir temsilcisi. Dükkânında ederi üç kuruşluk hayaller satıyor zenginlere. Boş vakit bulduğunda sevdiği kadının evinin önünde dikilip derin bir hazla olan biteni gözlemliyor. Acısını ve en çok da yalnızlığını içine akıtırken yağan karın yalnızca bir ahmak ıslatan olduğunu zannedecek kadar, hatta yağan kar yüzünden ıslanacak kadar ahmak.  Dükkânı kapamadan içerden çıkardığı çöp poşetini dükkânın önündeki çöp tenekesine atıyor. Çöp tenekesinin içindeki, sesten ürken kedi ani bir hareketle adamın üzerine atlıyor. Adam korkuyla karışık salladığı tekmesiyle kediyi birkaç metre ileriye savuruyor. Zavallı hayvanın canı, duyduğu öfkeyi bütünüyle dindirecek kadar acıyor. Vicdanının sesini dinleyen adam usulca kediye yaklaşıyor. Cebinden çıkardığı beyaz bir bezle…

Aniden bir otobüs yanaşıyor ve sonunda rahatlıyorum. Donmak üzereydim neredeyse, kendimi otobüse atıyorum. Oturacak bir yer bulmanın sevinciyle dolup, müzik çalarımın kulaklığını kulaklarıma takıyorum. Yorucu bir gün geçirdim, tıpkı diğerleri gibi. Şu an bana yaşama sevincini geri verecek olan tek şey, tuttuğum takımın alacağı olası bir Cuma akşamı galibiyeti.  Hafızamı sokağın pisliğinden arındırıp kendi hikâyeme dönüyorum. Çünkü ben, gerçekten çok önemliyim, gerçekten.

Sizin de hiç fena fikirleriniz yoktur aslında:

— iyidir *

— iyidir *