Manşet, Sinema — 08/02/2012 05:16

“Neden?” : We Need To Talk About Kevin

Yazar:

Lynne Ramsay’ in 9 yıllık uzun bir aranın ardından dönüşünü gerçekleştirdiği We Need To Talk About Kevin, her ne kadar sadece İstanbul’da da olsa, ülkemizde de gösterime girdi. Ramsay, öykünün sürprizini sona saklayan bir anlatım modelini tercih ediyor. Tabii bununla ilgili sinyaller veriliyor ancak olayın tam olarak ne olduğu finale doğru açığa çıkıyor. Bu noktada özellikle ilk 20 dakika içinde Ramsay, bir kaos ortamı yaratıyor. Farklı zaman dilimlerinden çeşitli olaylar, hatta belki rüyalar, kabuslar içiçe geçerek anlatılıyor. Gerçeklik zeminini sarsan bir anlatım modeli bu. Bu ilk kısımlar geçildikten sonra da film boyu, bu model ilk kısımlardaki kadar içiçe geçmiş biçimde olmasa da, devam ediyor…

Kevin, adeta ‘sorunlu’ doğan bir çocuk. Daha çok küçük yaşlardan annesiyle arasında hastalıklı bir iktidar mücadelesi başlatıyor. Annesi erken yaşlarda, otizm şüphesiyle doktor yoluna başvurmayı deniyor ama sonuç alamıyor. Ayrıca bir olay sonucu annesinden şiddet görünce Kevin, annesiyle olan ‘savaşını’, işlerin fazlasıyla dışında olan babasıyla yakınlığını koruyarak ve onun görmediği anlarda sürdürmeye çalışıyor. Zaten belli ki babasını bu ‘sosyopat’ güdülerini tatmin edebileceği birisi gibi görmüyor bile. Belki de bu yüzden, daha önemsediği annesi onun için bir hedef oluyor…

Film, Kevin karakteri ve onun böyle olmasının sebeplerinden çok annesinin durumuyla ilgileniyor. Ancak bunu yaparken (sondaki olayı da gözönüne alırsak) olası bir yas filmine dönüşme ya da çok dramatik bir yapı üzerinden ilerleme tehlikesini atlatmayı da başarıyor. Anne karakterinin psikolojisini yansıtmada çok başarılı olan Ramsay, bir annenin, oğlunun yaptıklarına karşılık büyük bedeller ödemesine, kayıplar vermesine rağmen onu herşeye karşın ‘kabullenme’ durumu ya da mecburiyetiyle filmini sonlandırıyor. Aşırı duygusallık tuzağına yine düşmeyen, mütevazi, yerinde bir tercihle kısa tutulmuş ve etki gücü yüksek bir final bu. Anneyle oğul arasındaki tüm o savaşı kırmızı renkli boya,kan,domates salçası, çilek reçeli gibi sıvıları kullanarak verişi, finalde, girişteki ‘perde’ bölümüne geri dönüşü ve gerilimi tırmandırışı da çok başarılı. Neredeyse tamamı son derece gergin bir atmosferde geçen bir filmde, ses bandında ağırlıklı olarak ‘eğlenceli’ denebilecek şarkıları kullanışıyla da farklı bir ironi yakalamayı başaran Ramsay’in yönetmenliği gerçekten çok başarılı…

Kevin karakterinin üzerine az gidilmesi bence biraz da olsa sorunlu bir yapı yaratıyor. Tabii bunu hiç yapmıyor değil film. Kevin’in yemeğe çıktıkları sahnedeki konuşmaları, bir video kaydından annesine seslendiği sahne, finalde annenin Kevin’i ziyareti esnasındaki konuşmaları, ya da malum olayın gerçekleştiği sahnede Kevin’in sanki ‘bir şovu gerçekleştiren star’mışçasına tavırları bizi bir şekilde olayın kökenine dair düşündürecek şeyler içeriyor ama film, örneğin Gus Van Sant’ın Columbine katliamını gerçekleştiren gençleri (aslında We Need To Talk About Kevin’in uyarlandığı aynı adlı roman da kısmen bu olayı baz alıyor) anlattığı ve hiç de işi bir takım sebeplere bağlama çabası gütmemesine rağmen olayın kökeni ile ilgili son derece düşündürücü ve etkili noktalara vardığı filmi Elephant’taki kadar gerçek ve elle tutulur bir ‘suçlu’ yaratamıyor maalesef…

Son olarak Tilda Swinton gerçekten olağanüstü bir performans sergiliyor. Bu yıl pek çok ödül töreninde de ‘görülen’ bu performansı akademinin ‘görmemesi’ de gerçekten inanılır gibi değil. Film izlendikten sonra bu bir kez daha düşünülüyor. We Need To Talk About Kevin, stilize ve etkileyici bir film. Haftanın ve sezonun izlenilmesi gerekenlerinden… (7,5 / 10)


Önümüzdeki hafta vizyon yine oldukça hareketli. “The Help”, “Drive”, “My Week with Marilyn”, “Tinker, Tailor, Soldier, Spy” ilk göze batanlar. Kuvvetle muhtemel, birkaç filmi birden, kısa kısa yazacağım bir yazıyla burada olacağım. Herkese bol seyirli bir hafta dilerim…

3 Yorum

  • Filmin ‘suçlu’ yaratmak gibi bir çabası olduğunu düşünmüyorum. ‘Suçlu’ çocuk yüzünden ‘suçlanan’ annenin durumuna, annelik kavramına dair kadın gözünden bakış atıyor. Ancak temel handikapı feminist okuma haricinde yapılacak tüm okumalarda çocuğun suçluluğu, çocuğun ‘psikopatlığı’ ön plana çıkacağı, annenin haleti- ruhiyesi ikinci planda kalacağı için asıl başarısızlık burada ortaya çıkıyor.

    • Elbette suçlu yaratmak gibi bir çabası yok. Oradaki ‘gerçek ve elle tutulur bir suçlu yaratamama’ ifadesiyle ben de zaten aynı durumu kastetmek istemiştim. O ifadenin hemen başında belirttiğim Kevin karakterinin üzerine fazla gidilmemesi, gidildiği az sayıdaki sahnede belli noktalara varılması ama yetersiz kalması gibi ifadelerimle de aynı şeyi anlatmaya çalıştım. Yani ben de aynı fikirdeyim. Böyle bir hikayeyi neredeyse tamamen ‘bir annenin dramı’ şeklinde kurunca çocuk otomatikman sadece ‘psikopat’ sıfatıyla öne çıkıyor. Çocuğu bir canavar olarak görüp, anneye ne yaparsa yapsın hak verecek bir seyirci grubu oluşuyor ve iş biraz sorunlu hale geliyor. Ama ne olursa olsun belli sahnelerle ve kısmen de olsa o işin de üstesinden geliniyor diye düşünüyorum…

  • Anlaştık. Filmi izleyeceklere annelik, toplum- anne ilişkisi, anneye yüklenen gereksiz sorumluluklar bağlamında okumalarını salık verelim. Bu bağlamda yaklaşıldığında bir başyapıt var ortada.

Sizin de hiç fena fikirleriniz yoktur aslında:

— iyidir *

— iyidir *