1 yaşını doldurmadan yetim, 7 yaşlarında şeyh, 13′ünde şah. Sürgünler, savaşlar, zaferlerle hep en uç noktalarda geçen ömrü bir yenilgiyle bambaşka bir yola girecekti. Tarih derslerinde Yavuz’un hasmı olması ve Çaldıran’daki yenilgisi dışında herhangi bir bilgi verilmeyen Şah İsmail Hatayi, Kızılbaşlar’ın Yedi Ulu Ozanı’ndan biri. Onun siyasi manevraları yaptığı savaşların dışında bugün genellikle cemevlerinde yankılanan duru bir Türkçeyle yazdığı deyişleri ve edebi yönü ne yazık ki yine aynı Yavuz zihniyetinin yansımalarına ve politik tavrına kurban gitmekte. Hatayi’nin Azerbaycan’da, Tebriz’de olanın aksine Türkiye’de bir heykeline ya da bir sokakta adına rastlamak pek mümkün değil.

Hakkında yapılan akademik çalışmalar ve derlemelerden başka sözlü gelenekten geldiğini bildiğimiz deyişlerini Çaldıran öncesi ve sonrası olarak ayırmak yerinde olacaktır. Aslında Çaldıran Savaşı’nın Şah Hatayi için nasıl bir mihenk taşı olduğunu yine deyişlerini incelediğimizde görmek mümkün. Parlak zaferlerle dolu hayatının, kısa zamanda binlerce Türkmen’i etrafında toplayabilmesinin hatta zaman zaman kendisine yapılan “Mehdi” yakıştırmasının yarattığı mağrurluğun Çaldıran yenilgisiyle yıkımı ayrıca incelenmesi gereken bir nokta.
Bir kandilden bir kandile atıldım
Turab olup yeryüzüne saçıldım
Bir zaman hak idim, Hakk ile kaldım
gönlüme od düştü yandım da geldim
Ezelden evveli bir Hakk’ı bildik
Hakk’dan nida geldi Hakk’a Hakk dedik
Kırklar meydanında yunduk pak olduk
İstemeni taharet yundum da geldim
Şah Hatayi eydür senindir ferman
Olursun her kulun derdine derman
Güzel şah’un sana bin canım kurban
İstemez kurbanı kestim de geldim
Onun sanatçı kişiliğinin gelişiminde çocukluğundan itibaren içinde bulunduğu zor koşullar, dönemin toplumsal sorunları ve siyasi konumu en önemli etmenlerdendi. Aruz ve heceyle yazdığı pek çok şiiri Azerbaycan edebiyatı’nın -aruza yoğunlaşan Fuzuli haricinde- Nesimi’den sonraki en güçlü temsilcisi olmasını sağladı. Yine hece ölçüsü ve çok duru bir Türkçeyle yazdığı şiirleri Anadolu’da Kızılbaşlar Türkmenler’i derinden etkileyecek ve Kızılbaş-Bektaşi Edebiyatı’nın temel direklerinden biri olmasını sağlayacaktı. Kızılbaş Türkmenler için Şah Hatayi salt bir politik lider olmaktan çok Babek Hürremdin ve onun efsanevi direnişinin yeniden vücuda gelmiş haliydi. Şah Hatayi Kızılbaş Türkmenler arasında kurtuluş için o kadar büyük bir umut ve olmuştu ki bazı kaynaklar onun Yavuz tarafından “Afrasiyab (Alp Er Tunga)” şeklinde anıldığını söylemektedir. Yine onun sadece edebiyat olarak değil geniş manada sanata verdiği önemin bir göstergesi olarak dönemin önde gelen pek çok sanatçısı Şah Hatayi’nin çağrısına kulak vererek onun himayesine girmişlerdir.
Şah Hatayi’nin, inanç ekseninde büyük önem taşıyan, Kızılbaş Türkmenler için rehber niteliğindeki eserleri haricinde Çaldıran yenilgisi sonrasındaki şiirleri iç dünyasındaki buhranı anlamak açısından oldukça önemlidir. Bu dönemde verdiği eserlerde her ne kadar tasavvufi izlere rastlanmaktaysa da yoğunlukla salt aşkın işlendiği görülmektedir.
Muhabbet bağında bir gül açıldı
Bir derdim var bin dermana değişmem
Yüküm lal’i gevher mercan saçarım
Bir derdim var bin dermana değişmem
Cümle kuşlar dile gelir yazım der
Gövel turnam şam’a gelir güzüm der
Benim yaralarım tuzum tuzum der
Bir derdim var bin dermana değişmem
Garip bülbül gönlüm eğler ses ile
Nicelerin ömrü gitmiş yas ile
Arayıp bulduğum gür heves ile
Bir derdim var bin dermana değişmem
Şah Hatayi’m muhabbete bakarım
Ben doluyum ben dolana akarım
Güzel pirim bir dert vermiş çekerim
Bir derdim var bin dermana değişmem
Edebi manada Yunus Emre, Nesimi gibi öncül ozanlardan etkilense de küçük yaşlardan itibaren sanatında kendine özgü bir çizgi oluşturabilmeyi başarabilmiştir. 16-17 yaşlarında Dehname gibi bir mesneviyi yazabilmesini ise yeteneği ve pek çok alanda aldığı üst düzey eğitimle açıklayabiliriz. Yetim kalışının ve kısa süreli esaretinin ardından çocuk bile denemeyecek yaşta Safevi Tarikatı’nın merkezi Erdebil’e kaçırılışının ve Erdebil Tekkesi’nde Hurufilik, Arapça-Farsça, Ebced gibi eğitimlerle beraber yine tarikatın ve dönemin önde gelen din bilginlerinden aldığı eğitimin rolü büyüktür.
Bir nefescik söyleyeyim
Dinlemezsen neyleyeyim
Aşk deryasın boylayayım
Ummana dalmaya geldim
Aşk harmanında savruldum
Hem elendim, hem yoğruldum
Kazana girdim, kavruldum
Meydana yenmeye geldim
Ben Hakk’la oldum aşina
Kalmadı gönlümde nesne
Pervaneyim ateşine
Şem’ine yanmaya geldim
Ben Hakk’ın kemter kuluyum
Kem damarlardan biriyim
Ayn-ı cem’in bülbülüyüm
Meydana ötmeye geldim
Şah Hatayi’dir özümde
Hiç hilaf yoktur sözümde
Eksiklik kendi özümde
Darına durmaya geldim


















