Edebiyat, Manşet — 24/01/2012 05:48

Şenocak Apartmanı

Yazar:

Halim Amcalar, bizim iki üst katımızda yaşarlar. Afacan mı afacan bir çocukları vardı, afacanlığına sığınıp bir dördüncü kat penceresinden aşağı atladı bir gün. O gün bu gündür, apartmanca yasını tutarız. Onlarla karşılaşınca buruk bir hava eser ve uzunca bir vakit dinmez. Aşamayız bu konunun sohbetini, apartman bahçesinde öylece kalakalırız. Birkaç dakika sonra oradan uzaklaştığımızda ise babamla beraber şen şakrak vaziyetimizi geri kazanır, bundan kayda değer bir utanç duyarız. Halim Amca’nın karısı tipik bir Türk hanımı, yani, evlenip çalışmayı bırakanlardan… Afacan gittiğinden bu yana boşlukta kadıncağız. İki kez midesini yıkayarak, hastane odasında kurtardılar. Halim Amca da hanımının ikinci teşebbüsünden sonra dükkanının kepenklerini indirdi ve evine tam zamanlı döndü. Belki de biraz zamansız döndü, emekli maaşıyla geçinemeyip gidiyorlar bir yerlere. Arada oğullarından geldiğini sandıkları bir zarf bulurlar posta kutularında. İşte o zarf da babamla benim utancımızın diyeti.

Bir alt katımızda apartmanımızdaki dinmez kızartma kokusunun sebebi nefes alıyor. Doğada rastladıkları bütün besinleri, mümkün olan en ağır yağ ile kızartırlar, onlar. Ama eminim ki tanısanız seversiniz. Ama ancak tanırsanız seversiniz onları. Nurten Teyze, Burhan Amca, Hakan ve Melis… Çekirdek aile olma tatmininin doruklarında yaşarlar.  Hakan üniversite derslerinden fırsat buldukça Melis’in hayatına karışıp, kendi ahlaki sistematiğinin etkisinde müdahalelerde bulunur. Yedi senedir bitiremediği okulu nedeniyle fevri davranışları ile nam salmış babası ile arası gergindir. Melis, hepsi beşlerle yıldızlaştığı ilkokul sürecinden sonra tutulduğu fırtınalar sonucu bir baltaya sap olamayacağını anlamıştır, hiç yorulmadan bunun üzüntüsünü taşır. Nurten Teyze ise, kendini son önemli hissedişinde, afacanın helvasını pişiyordu. Arada bunu anlatır ve kara gün dostu olmanın şerefinden nemalanır.

Bir üst katımızda, kafası daima güzel üniversite öğrencileri yaşıyorlar. Onlar ile iletişim sağlamak, aynı tabanda konuşmak neredeyse imkansızdır. Dünya ile bağlarını kızgın gitarların gürültüsü aracılığıyla kurarlar. Okula pek gitmezler. Kulağımıza çalınanlara göre yoklama alınmıyormuş. Sizi pek şaşırtmayacak ama öyle sokakta gördükleri insanlara selam verip, sıcak bir sohbete girmezler. Her biri öğrenciye neden ev verilmez sorusunun yürüyen kanıtı gibidir. Eminim ki nefes alma amaçları kötü niyetli değil; ancak sevemezsiniz onları, kendilerini sevdirmezler.

En üst katta emekli bir Albay var. Kendisi hakkında ancak bu kadarını öğrenebildik. Ne kadar disiplinli olduğunu göstermek adına asansörü boş yere meşgul eden çocuklara kızar. Asık suratı, yaşama amacıdır Albayın. Gerçekten hep kızgın mıdır bilmiyorum; ancak mutlulukla arasının pek iyi olmadığına eminim. Son seçimlerden sonra camından aşağı devasa bir Türk bayrağı astı. Türk olmanın gururu Şenocak apartmanının gölgesinde dalgalandı. Albay Bey derler ona, Bey olmaktan çok hoşlanır, dünyaya bir daha gelse, tercihen yeniden Bey olacaktır.

Bodrum katta kapıcımız, toplumsal hiyerarşinin merhametsizliğiden nasibini almış, bir türlü odasına doğmayan gün ışığına hasret… İki ekmek bir su getirmek dalındaki doktorasını taze teslim etmiş Süleyman Abi’m. Bıyıklı olduğunu söylememe bile gerek yok herhalde.  Süleyman Abi gel zaman git zaman tam beş çocuk yapmış. Nihayetinde, hele şükür, son çocuk erkek olunca da, sevişmeyi bırakmış. İşte akşam çöplerimizi toplayan çocuk da, tam da o beşinci çocuk. Dört ablasının östrojen yağmurundan kaçarken, çöp toplamanın büyüsünü fark etmiş ve baba mesleğini kendine miras bellemiş. Ablalar, evlenmiş gitmiş, bizimkinin aklı hala bir karış havada.

Şenocak apartmanının birinci katına hoş geldiniz. Buralarda evler fazla boş kalmaz, şanslısınız, sevininiz. İnsanlara karşı takınacağınız tavırlardaki bütün ipuçlarını size sundum, sözlerimi bir kullanma kılavuzu niteliğinde hatırlayabilirsiniz. Müteahhite veren verene, dört bir yanımız lüks site doldu. Biz düzensizliğin düzenini seven insanlarız. Şenocak’ta mutluyuz. Hiçbir şeyi kafaya takmayınız ve burada geçireceğiniz her günün –lütfen- tadını çıkarınız. Külümüze muhtaç olduğunuz anda bekleriz; aranızdan biri ölürse, sizin kadar üzülür, helvamızla koşar geliriz; yeter ki müziğin sesini fazla açıp da nazikliğimizi istismar etmeyiniz.

Sizin de hiç fena fikirleriniz yoktur aslında:

— iyidir *

— iyidir *