Kaygan Zemin, Manşet — 22/01/2012 15:02

Twitter’ı olan Sanatçı ve Kafka

Yazar:

İletişim çağı en büyük darbeyi yalnızlığa vurdu. Ama öldürmedi. Daha doğrusu öldüremedi. Gördü ki bir yerden sonra vurmaya devam ederse kendi sonu gelecek. Yalnızlık olmadıktan sonra iletişim kurmanın da bir anlamı yok. Susmadıktan sonra konuşmanın; sukûnet olmadıktan sonra gürültünün bir anlamı yok. İletişim kendini var edenin yalnızlık olduğunu maalesef, yalnızlığı kör, sağır, topal ve dilsiz bıraktıktan sonra anladı. Vurmadan önce tarihe, edebiyata, sanata baksa, en iyi iletişim kuranların, en yalnızlar olduğunun kolayca farkına varırdı. Ama annesi modernizm olandan, böyle bir özen beklemek yanlış.

Hiçbirimiz yalnız değiliz artık. Telepati hariç hemen hemen bütün iletişim kanallarını açmayı başardık. Tek bir tuşla yüzlere, binlere, on binlere ulaşma; gündüz iken dünyanın öbür ucunda yıldızları görme imkanımız var.

Öte yandan, öyle yalnızız ki. Tarihin hiç görmediği bir şekilde yalnızız. Yalnızlığımız derbeder, perişan. Öldü ölecek. Sürünüyor. Görüntüsü dahi içini dağlıyor insanın. Bu manzaradan sonra, yalnız olmayı tercih etmek imkansız. İnsan olarak yalnızız ama yalnız olamıyoruz. Oysa yalnızlık bir tercih değildir. Her insan yalnızdır. Yalnızlık insanın doğasıdır. Bunun gayet farkıdan olan iletişim de, annesinin yetiştirdiği iyi bir öğrenci olarak insanın egosuna, hazlarına oynuyor. Yalnızlık diyor, kaybedenlere mahsustur. Yalnızlık, ezikliktir. Yalnızlık, çirkindir. Can çekişirken bıraktığı yalnızlık için adalet aramayalım diye yalnızlığı şeytanlaştırıyor. Aç gözlülüğü yüzünden kendine zarar verenlerin, kibiri yüzünden durduramadığı bir yokoluş içinde hem kendini hem yalnızlığı katlediyor.

Çünkü yalnızlık, iletişimin en asil halidir. Yalnız olmayan ressam, edebiyatçı, şair, filozof yoktur. En büyük sanatçılar, en yalnız olanlardır. En güzel romanlar, en vurucu şiirler, en etkileyici resimler, dünyayı yerinden oynatan fikirler yalnızların eseridir.

Gelelim Twitter’a..

Twitter, iletişim’in en büyük kozu, yalnızlığı unutturmak için sunduğu en tatlı şaraptır. İnsanı binlerce kişi tarafından takip edilmenin hayranlığı, retweet’in tatlı dokunuşları, ağızdan çıkacak olanın kıymeti ile sarhoş eder. Her an, her yerde seni duymak için sabırsızlanan binlerce, on binlerce insana ulaşabileceğini bilmek ne büyük bir hazdır. Her geçen gün artan “Followers”lar, mahlasları, 140 karakterlik kendilerini anlattıkları bölümler ve nerede yaşadıklarıyla, “kitap satış sayısından” çok daha sahicidir.

Twitter’da yazan büyük edebiyatçılar ve sanatçılar yalnızlığa karşı iletişimi seçmiş olanlardır. Peki bir sanatçı yalnızlıktan vazgeçebilir mi? İşte, değer verdiğim bir sanatçıyı veya yazarı twitter’da gördükten sonra üzülmemin nedeni bu sorunun cevabında saklı.

Bir yanda kitaplarını bir sandığa kilitleyen Fernando Pessoa, Franz Kafka, Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü alırken dahi ağzından iki cümleden fazlası çıkmayan İhsan Oktay Anar; öbür yanda, twitter hesabıyla yüz binlerin gözü her daim üzerinde olan –ve bunun gayet farkında olan- bir mention kadar uzağımızdaki Salman Rushdie, Murathan Mungan, Emrah Serbes, Sema Kaygusuz, Kutluğ Ataman..  Yalnızlıktan korkan basit bir insanın varlığını sürdürebilmek için muhtaç olduğu twitter ile bir sanatçının/edebiyatçının “tweet’imi bilmem kaç kişi favorite etmiş” şeklinde keyiflendiğini bilmek, “beni onbinler takip ediyor ama yalnızca 200 kişi takip ediyorum” insanlarıyla aynı egoyu paylaştığına tanık olmak, takip etmemek ile “sen buna değmezsin” mesajı verdiğinin farkında olmak… Sormak istiyorum. Hangisi daha “gerçek”tir sizce? Sanatının motoru twitter’daki follower sayısı olan bir sanatçı olabilir mi?

Zaman değişiyor biliyorum. Söylediklerim, ucu Epiküros’a kadar varacak bir nostalji içeriyor da olabilir ama aklımı karıştırıyor. Bir sanatçıyı twitter’da görmek –hele ki kendisi her bir olaya yorum yapıyorsa, oturup yorumlarını okumak bana gerçek bir sanatçı ontolojisini yansıtmıyor. “Gerçek” derken yalnızlıktan bahsediyorum. Yalnızlığın işkencecisi iletişime böylesine teslim olmuş yazarlarla, Pessoa’ları Kafka’ları aynı sıfatla anmak.. bu bir edebiyatçıyı, sahici kılan tüm değerleri karşına almak ve zalimin karşısında diz çökmek anlamına gelmiyor mu?

O halde bir yazarın twitter’a girmesi yasak mıdır, sorusu geliyor tabii akıllara. Twitter’ı olan yazar iyi bir kitap yazamaz demiyorum, ama gerçek yazarların twitter’a ihtiyaç duymayan yalnızlar arasından çıkacağını iddia ediyorum. Hele ki, yalnızlığın can çekiştiği çağımız, yalnız olabilme cesareti gösterenler için inanılmaz büyük potansiyel vaat ediyorken..

İletişime savaş açmış değilim, aksine dünya üzerinde iletişimden daha fazla değer verdiğim bir şey yok. Sonuçta: “İletişim kuran varlıklardan başka neyiz ki?”. Zaten tam olarak bu nedenle, iletişimin yalnızlığa tahakküm etmesine karşı çıkıyorum.

Daha iyi iletişim kurabilmek için.

2 Yorum

  • o değil de biletsiz’in facebook sayfasından geldim buraya ve gelmeden önce başlığı gördüğüm gibi “kesin meçhul muhayyil yazmıştır bunu. okuyayım hemen” dedim ve yanılmadım :)

  • O kadar hayatın alışkanlık geliştirilmiş bir parçası haline geldi ki twitter ve muadilleri; bu yazıyı okuyunca fazla dramatize ediyorsun diyebilir birçok kişi. Ancak benim bakış açım size daha yakın, zihin açıcı bir yazı olmuş, tebrikler.

Sizin de hiç fena fikirleriniz yoktur aslında:

— iyidir *

— iyidir *